Çanakkale Destanı: Fedakarlık ve Milli İrade
18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111. yıl dönümü, Şehitler Abidesi’nde devlet erkanının katılımıyla düzenlenen törenlerle idrak edildi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu’nun hazır bulunduğu anma etkinliğinde, vatan uğruna canlarını feda eden tüm kahraman şehitler rahmetle anılırken, gazilere şifa dilekleri iletildi. Yılmaz’ın konuşması, Gelibolu Yarımadası’nın her karışına sinen eşsiz fedakarlığın, milletin bağımsızlık iradesinin ve tarih boyunca süregelen vatan sevgisinin ölümsüz bir sembolü olduğuna vurgu yaptı. Anadolu’nun dört bir yanından, farklı köylerden ve şehirlerden gelen gençlerin, vatanın kaderi söz konusu olduğunda tereddütsüzce cepheye koşarak omuz omuza verdiği mücadele, milletin ortak iradesinin en güçlü tezahürü olarak tarihe kazınmıştır. Çanakkale, sadece bir askeri zafer değil, aynı zamanda ulusal birliğin ve benliğin yeniden tanımlandığı, gelecekteki Kurtuluş Savaşı’nın da ruhunu mayalayan bir dönüm noktasıdır. Bu direniş, milletin varlığına yönelen kuşatmayı sarsılmaz bir iradeyle püskürterek, Türk milletinin bağımsızlık arayışının asla teslim alınamayacağını tüm dünyaya göstermiştir.
Savunma Sanayii: Geçmişten Geleceğe Uzanan Bir Miras
Bugün de aynı ruhla iç cephemizi güçlendirdiğimizi ve birliğimizi yücelttiğimizi ifade eden Yılmaz, bölgemizde ve küresel düzeyde artan güç siyasetinin, Çanakkale ruhunu diri tutmanın ne denli hayati olduğunu gözler önüne serdiğini belirtti. Türkiye Yüzyılı’nın en sağlam dayanağının yine bu Çanakkale ruhu olduğuna dikkat çekildi. Konuşmasında savunma sanayiindeki tarihsel gelişime de değinen Yılmaz, Osmanlı dönemindeki Tophane-i Amire’den Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki askeri fabrikalara, Şakir Zümre’nin mühimmat üretiminden Nuri Demirağ ve Vecihi Hürkuş’un havacılık girişimlerine kadar uzanan köklü bir üretim geleneğini hatırlattı. Bu adımlar, savunma alanında yerli ve milli üretimin sadece günümüzün değil, tarihimizin de güçlü bir mirası olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası yaşanan ambargolar, dışa bağımlılığın getirdiği riskleri acı bir tecrübeyle göstererek, Türkiye’de kendi savunma sanayiini geliştirme kararlılığını pekiştirmiştir. Bu süreç, sadece askeri bir zorunluluktan öte, tam bağımsızlık ideolojisinin ekonomik ve teknolojik alandaki yansıması olarak şekillenmiştir.
Bölgesel Gerilimler ve Türkiye’nin Güvenliği
Etrafımızdaki coğrafyada gerilimlerin arttığı, savaş ve çatışmaların geniş bir alanı etkilediği bir tabloda, Türkiye’nin istikrar merkezi olarak temayüz etmesi büyük bir başarıdır. Bu durum, güçlü bir devlet iradesi, dirayetli liderlik ve savunma kapasitesinin sürekli geliştirilmesiyle mümkün olmuştur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen kararlı politikalar ve savunma alanındaki devasa adımlar sayesinde, milletimiz bugün huzur ve güven içinde yaşayabilmektedir. Bölgesel tehditlerin arttığı bir dönemde, Türkiye’nin kendi göbeğini kesen, kendi imkanlarıyla savunma gücünü artıran bir ülke olması, vatandaşların gündelik hayatındaki güvenlik algısını doğrudan etkilemekte, ülke ekonomisi için de stratejik bir güvence sağlamaktadır. İçerideki birlik ve dışarıdaki caydırıcı güç, toplumsal refah ve kalkınmanın temelini oluşturmaktadır. Bu güçlü duruş, sadece askeri değil, aynı zamanda diplomatik alanda da Türkiye’nin elini güçlendirmekte, uluslararası arenada saygın ve etkin bir aktör olmasını sağlamaktadır.
Yerli ve Milli Üretimde Çığır Açan Başarılar
2000’li yılların başında yüzde 20 seviyelerinde seyreden savunma sanayisindeki yerlilik oranı, bugün yüzde 80’in üzerine çıkarak Türkiye’yi bu alanda dünyanın önde gelen ülkelerinden biri haline getirmiştir. Artık Türkiye, kendi mühendisleriyle sistemler geliştiren, kendi üretim gücüyle sahaya süren bir kapasiteye sahiptir. Geçmişte parasıyla dahi alamadığı birçok ürünü bugün ihraç eden bir konuma gelmiştir. Gökyüzünde Bayraktar TB2, AKINCI ve ANKA gibi insansız savaş araçları ile KAAN ve HÜRJET projeleri, hava gücümüzde yeni bir dönemin kapısını aralarken; denizlerde MİLGEM gemileri ve TCG Anadolu, mavi vatandaki varlığımızı perçinlemektedir. Kara kuvvetlerimizin gücünü artıran ALTAY tankı ve modern zırhlı araçlar, sahadaki etkinliğimizi yükseltirken, HİSAR, SİPER, ATMACA, SOM ve TAYFUN gibi yerli füze sistemleri, hava savunma kapasitemizi her alanda ileriye taşımaktadır. Bu başarılar, milletin bağımsızlık iradesinin bilim, mühendislik ve yüksek teknoloji ile birleştiğinin somut kanıtıdır. Dün cephede vatanı savunan Mehmetçiğin kararlılığı, bugün savunma sanayisinde çalışan binlerce mühendis ve bilim insanının emeğiyle yeni bir güce dönüşerek Çanakkale ruhunun günümüzdeki yansımasını oluşturmaktadır.
Çanakkale’den Geleceğe: Bağımsızlık ve Gurur
Çanakkale’de yazılan destan, milletin birlik içinde hareket ettiğinde karşısında hiçbir gücün duramayacağını gösteren güçlü bir tarihi miras olarak hafızalarda ve gönüllerde yaşatılmaya devam edecektir. Bu topraklarda verilen mücadele, milletimizin istiklal ve hürriyet konusundaki sarsılmaz kararlılığının en güçlü sembollerinden biri olarak tarihe kazınmıştır. Aynı zamanda bu zafer, mazlum milletlere de ilham vermiş, onların bağımsızlık mücadelelerinde yol gösteren büyük bir başarı olmuştur. Cevdet Yılmaz, konuşmasının sonunda Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111. yıl dönümünü bir kez daha kutlayarak, başta Anafartalar Komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu büyük destanda imzası bulunan tüm komutanları ve kahraman Mehmetçikleri rahmet ve minnetle andı. Çanakkale ruhu, dün olduğu gibi bugün de Türkiye’nin bağımsızlık, güvenlik ve kalkınma mücadelesine ışık tutmaya devam etmektedir. Bu ruh, gelecek nesillere aktarılacak en değerli mirasımızdır.






