Zaferin Bedeli: Nafaka Davası Kişisel İntikama Dönüşünce
Hukuk sistemi, çoğu zaman kazanan ve kaybeden tarafların olduğu, duygusal yoğunluğun zirveye çıktığı bir arena gibidir. Ancak, Kayseri’de yaşanan son olay, bu arenasının sınırlarının aşıldığını ve profesyonel bir vekilin nasıl kişisel bir düşman hedefine dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Müvekkilini temsil eden avukat Hüseyin Akgül, normalde mesleğinin gereği olan bir nafaka davasını kazandıktan sonra, karşı tarafın hedefi haline geldi.
Davayı kaybeden M.K., mahkeme salonunda kalan öfkesini, kararın mimarı olarak gördüğü avukata yöneltti. Yasal süreç bittiği halde devam eden tehdit ve hakaretler, mesleki sınırların nasıl kolayca ihlal edilebileceğinin çarpıcı bir örneği oldu. Toplum olarak adliyelerde sıkça şahit olduğumuz bu durum, vekillerin sadece müvekkillerinin haklarını savunmakla kalmayıp, kendi güvenliklerini de korumak zorunda kaldıkları acı gerçeği ortaya çıkarıyor. Peki, bir hukuk profesyonelini sadece işini yaptığı için kişisel husumet objesi haline getiren bu çarpık algının kaynağı nedir kaynağı?
Yargının Kalbine Yönelik Saldırı: Avukat Neden Kamu Görevlisi Sayılır?
Kaybedilen bir davada, mahkemenin kararını kabullenmek yerine, öfkeyi avukata yönlendirmek, sadece o kişiye karşı değil, bizzat adalet sistemine karşı işlenmiş bir suçtur. Zira, avukatlık mesleği, kanunlar çerçevesinde kamu hizmeti gören bir role sahiptir. Bu bağlamda, Kayseri Barosu avukatlarından Hüseyin Akgül’e yapılan tehdit ve hakaretlerin yargı mercilerince ciddiye alınması ve M.K. hakkında suç duyurusunda bulunulması, sistemin kendini savunma mekanizmasının bir parçasıdır.
Mahkemenin, M.K. hakkında verdiği karar da bu mesleki ciddiyeti pekiştirdi. Asliye Ceza Mahkemesi, sanık M.K.’nin avukat Akgül’e yönelik eylemlerini ‘görevinden dolayı kamu görevlisine hakaret’ kapsamında değerlendirdi. Verilen 1 yıllık hapis cezasının ‘iyi hal’ indirimiyle 10 aya düşürülmesine rağmen, cezanın ertelenmemesi dikkat çekicidir. Hakim, sanığın ileride suç işlemeyeceğine dair vicdani kanaat oluşmadığı gerekçesiyle cezayı ertelemedi. Bu karar, mahkemenin sanığın pişmanlık göstermediğini ve eylemlerine devam etme potansiyeli taşıdığını gördüğünü gösteriyor.
Sistemin Çarpık Aynası: Avukatın Avukat Olması Gereken Bir Dönem
Avukat Hüseyin Akgül, maruz kaldığı saldırıların ardından, meslektaşı Vural Çetin aracılığıyla yasal süreci başlattı. Akgül’ün ifadesine göre, sanık aldığı cezaların sebebini bizzat avukat olarak görmüş ve bu durum, saldırıların nedenini kişiselleştirmiştir. Bu durumun vahametini, Akgül’ün kendisi için de uzaklaştırma kararı almasıyla daha net anlıyoruz. Artık avukatlar sadece müvekkillerini değil, kendilerini de karşı taraftan korumak zorunda kalıyor.
Avukat Vural Çetin’in de belirttiği gibi, ‘Avukatın avukatı olmuş durumdayız.’ Bu ifade, avukatlık mesleğinin itibarının ve güvenliğinin ne kadar yıprandığını gösteren bir alarmdır. Toplumun, hukuki mücadelelerde avukatları ‘taraf’ değil, ‘vekil’ olarak görmeyi ne zaman öğreneceği merak konusudur. Aksi takdirde, her adli süreç, avukatlar için potansiyel bir kişisel saldırı tehdidi altında devam edecektir. Bu durum, yalnızca avukatların değil, bütünüyle adalet arayışındaki herkesinın ve kamu düzeninin zedelenmesine yolunu açararını çizer.






