MENÜ
03 Haziran 2026 Çarşamba
DOLAR 45,9624 ▲ %0,04
EURO 53,3826 ▼ %0,20
ALTIN 6.542,80 ▼ %1,34

Bir tüp kan üç can kurtardı: Mucizenin adı bu aile!

Ankara’nın o gri binaları arasında bazen öyle hikayeler duyuyoruz ki, bürokrasinin soğuk yüzü bir anda ısınıyor. Bugün size masa başı evraklarından ya da sıkıcı genelgelerden değil, bizzat hayatın merkezinden gelen, insanın boğazını düğümleyen bir mucizeden bahsedeceğim. 23 Nisan coşkusuyla harmanlanan bu buluşma, aslında sadece bir etkinlik değil, bir yeniden doğuş manifestosu. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Kemik İliği Nakli Bölümü’nün düzenlediği bu anlamlı randevu, neden donör olmamız gerektiğini bir kez daha tokat gibi yüzümüze çarpıyor.

Bir Babanın İnanılmaz Sınavı ve Üçlü Zafer

Hikayenin kahramanı Şaban Arıslı. Bir babanın en büyük imtihanı evladıdır derler ya, Şaban Bey bu imtihanı tam üç kez yaşamış. 2014 yılında kızı Mira Ceren’e ‘talasemi majör’ teşhisi konulduğunda dünya başına yıkılmış. O dönem çaresizlik içinde beklerken müjdeli haber İsrail’den gelmiş. Yabancı bir donörden alınan hücreler, Mira Ceren’i hayata bağlamış. Ama hayatın Arıslı ailesine sürprizleri bitmemiş. Yıllar sonra dünyaya gelen ikizleri Hasan ve Hüseyin de aynı hastalıkla doğunca aile kendisini yeniden bir karanlığın içinde bulmuş.

Ancak bu kez mucize çok daha yakınlardaymış. İkizlerin imdadına dayıları yetişmiş. Bugün Şaban Arıslı’nın üç evladı da yanındaysa, bu sadece tıbbın değil, insanlık bağının ve fedakarlığın eseri. Şaban Bey’in şu cümlesi aslında hepimizin kulağına küpe olmalı: “Sadece bir tüp kan, bir çocuğun hayatını kurtarabiliyor.” Bürokrasinin o karmaşık çarkları arasında kaybolanların görmediği gerçek tam olarak bu: Hayat kurtarmak, bir form doldurmaktan çok daha kolay.

Zaman Geçse de Umut Hiç Eskimeyor

Buluşmada sadece Arıslı ailesi değil, her köşede bir “masal” kahramanı vardı. Mesela Ali Kerem… Tam 10 yıl geçmiş naklinin üzerinden. Dile kolay, koca bir çocukluk süreci sağlıklı bir şekilde geride bırakılmış. Annesi Merve Demirkapı, o zor günleri anlatırken hala aynı heyecanı yaşıyor. “O zamanlar uygun birini bulmak imkansız gibiydi” diyor. Kardeşinden yapılan nakille hayata tutunan Ali Kerem, bugün sağlıklı bir genç olma yolunda ilerliyor. Annesinin sitemi ise aslında hepimize bir çağrı niteliğinde: Donör olmanın bu kadar zahmetsiz olduğu bir çağda, bir çocuğun o şifalı hücreye ulaşamaması büyük bir vebal.

1000 Nakil ve Binlerce Yeni Umut Kapısı

Hastanenin Çocuk Kemik İliği Nakli Bölümü’nden Prof. Dr. Tunç Fışgın, rakamların ötesindeki gerçeği çok net ifade ediyor: “Hastanemizde bugüne kadar 1000’den fazla nakil yaptık.” Bu rakam Ankara’daki bir istatistik kurumunun verisi değil; bin tane çocuğun yeniden parklara koşması, bin tane annenin gözyaşının dinmesi demek. Fışgın, bu tür buluşmaların sadece tıbbi bir başarı kutlaması olmadığını, aynı zamanda ailelerin yaşadığı o devasa duygusal süreci anlamak için bir fırsat olduğunu belirtiyor.

Etkinlikte sadece tıbbi başarılar değil, sanat da başroldeydi. Ressam Aslı Vize’nin ‘Gör Beni’ adlı sergisi, tedavi gören çocukların o sessiz ama güçlü mücadelesini tuvale dökmüş. Sergiyi gezerken anlıyorsunuz ki, bu çocuklar sadece birer hasta değil, her biri birer direnç sembolü. Ankara’nın resmi açıklamalarının satır aralarında kaybolan o insani dokunuş, bu sergide ve bu buluşmada can buluyor. Bir tüp kanın, bir çocuğu nasıl bir ressamın ilham kaynağına ya da babasının kahramanına dönüştürdüğünü görmek isterseniz, bu hikayeye iyi bakın.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir