Gecenin Karanlığında Gelen Ekonomik Enkaz
Tarım ve hayvancılığın can çekiştiği, et fiyatlarının el yaktığı bir dönemde, bir besicinin 40 hayvanını birden kaybetmesi sadece bir ‘kaza’ haberi değildir. Bu, bir ailenin yıllarca süren emeğinin, alın terinin ve çocuklarının rızkının tek bir gecede toprağa gömülmesidir. Mağaracık köyünde yaşanan bu facia, kırsaldaki üreticinin doğa şartları karşısında ne kadar savunmasız ve yalnız bırakıldığını bir kez daha yüzümüze çarptı.
Şiddetli yağışların tetiklediği toprak kayması, Hanifi Arslan’a ait ahırı yerle bir ederken, içerideki 138 hayvandan 40’ı telef oldu. Gece yarısı duyulan o gürültü, aslında sadece bir duvarın yıkılma sesi değil, bir üreticinin belinin bükülme sesiydi. Jandarma ve AFAD ekipleri bölgeye ulaştığında manzara içler acısıydı: Yaralı hayvanlar, can veren koyunlar ve çaresiz bir besici. Bu tablo, Türkiye’nin üretim üssü olan köylerimizde aslında ne kadar pamuk ipliğine bağlı bir hayat sürüldüğünü kanıtlıyor.
Rakamlarla Yıkımın Boyutu: Sadece Hayvan Değil Sermaye Gitti
Ekonomi penceresinden baktığımızda mesele çok daha derin. Bugünün piyasa koşullarında 40 koyunun bedelini hesapladığımızda, ortaya çıkan fatura bir ailenin kendi imkanlarıyla altından kalkabileceği türden değil. Sadece hayvanların piyasa değeri değil; sütü, yünü ve ileride vereceği kuzular hesaplandığında, Hanifi Arslan’ın uğradığı zarar milyonluk bir darbeyi işaret ediyor. Bu durum, yerel ekonomide bir domino etkisi yaratır; üretici küserse ahır boş kalır, ahır boş kalırsa pazarda fiyat artar, vatandaşın tabağındaki et eksilir.
Olayın ardından konuşan Arslan’ın “Ses duyduk, dışarı çıktığımızda ahır çökmüştü” sözleri, kırsal yapıların denetimsizliğini ve afetlere karşı dayanıksızlığını da sorgulatıyor. Bir gece yağmur yağdı diye koca bir ahır çöküyorsa, burada sadece gökyüzünü suçlamak kolaya kaçmaktır. Üreticinin güvenli barınma ve modern altyapı imkanlarına erişimi konusunda kat etmemiz gereken çok yol olduğu ortada.
Şimdi Destek Zamanı: Bu Mağduriyet Giderilmezse Üretim Durur
Peki, şimdi ne olacak? Hanifi Arslan haklı olarak devletin kapısını çalıyor ve “Zararımın karşılanmasını istiyorum” diyor. Bu talep, bir lütuf beklentisi değil, üretimin devamlılığı için bir zorunluluktur. Tarım sigortaları (TARSİM) bu noktada hayati önem taşıyor ancak küçük üreticinin bu primleri ödeyecek dermanı kalmadığını herkes biliyor. Eğer devlet bu noktada elini taşın altına koymazsa, bir üreticiyi daha sistemin dışına itmiş olacağız.
Valilik ve Tarım İl Müdürlüğü ekiplerinin yapacağı hasar tespit çalışmaları, sadece bir kağıt parçasından ibaret kalmamalı. Mağdur üreticiye acil yem desteği, hayvan telafisi ve düşük faizli kredi imkanları sağlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki; üreticinin ayakta kalamadığı bir ekonomide, mutfaktaki yangını söndürmek asla mümkün olmayacaktır. Bu kaza, tarımsal üretimin ne kadar riskli bir kumar haline geldiğinin en somut ve en acı örneğidir.






