Kırmızılı Forma Sevinci, Gözden Kaçan ‘Fatura’
Rize’de bir hastanede tedavi gören Safa Doruk Balaydın’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan talep ettiği Arda Güler forması nihayet eline ulaştı. Milli futbolcumuzun imzasıyla, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın ve hatta bizzat Cumhurbaşkanımızın selamlarıyla gelen bu hediye, doğal olarak minik Safa’yı ve ailesini sevince boğdu. Vali İhsan Selim Baydaş’ın da bizzat devreye girmesiyle yaşanan bu tatlı olayı, insan hikayesi olarak alkışlayabiliriz, amenna. Ama gelin görün ki, bu ekonomi şefinin gözünden bakınca, her güzel tablo gibi bu formanın da görünmeyen bir ekonomik arka planı, bir ‘faturası’ var.
Bir İmza İçin Hangi Çarklar Döndü?
Şimdi sormak boynumuzun borcu: Minik bir kalbin isteği için bu kadar üst düzey devlet erkanı, kaç ayrı kademe, kaç bürokrat, kaç görevli seferber oldu? Cumhurbaşkanı talimat verdi, Bakan devreye girdi, forma Arda Güler’e ulaştırıldı, imzalattırıldı, sonra tekrar bakanlığa, oradan valiliğe, valilikten hastaneye… Bu zincirdeki her bir halka, sadece ‘iyi niyet’le değil, aynı zamanda zamanla, insan kaynağıyla, lojistikle ve bir dizi koordinasyon maliyetiyle gerçekleşti. Bu, doğrudan bütçeden çıkan bir kalem olmasa bile, kamu kaynaklarının belirli bir odağa yönlendirilmesi demek. Bu, o kamu görevlilerinin mesai saatlerinin, enerjisinin ve dikkatlerinin, o an itibarıyla bu ‘gönül işine’ tahsis edilmesi demek.
Fırsat Maliyeti: Formanın Gölgeli Yüzü
Ekonomi bilimi bize ‘fırsat maliyeti’ diye bir kavram öğretir. Yani bir şeyi yapmayı tercih ettiğinizde, yapmaktan vazgeçtiğiniz diğer en iyi alternatifin değeridir bu. Peki, bu süreçte harcanan aynı zaman, enerji ve siyasi sermaye, Rize özelinde veya ülke genelinde acil bir ekonomik sorunun çözümüne, bir işsiz gencin istihdamına, bir esnafın derdine derman olmaya harcanabilir miydi? Elbette bir formanın bedeli, milyarlarca liralık bir ekonomik paketin yanında devede kulak kalır. Ancak burada önemli olan, meselenin sembolik boyutu ve öncelikler hiyerarşisidir. Vatandaşın mutfağındaki yangını söndürmek, geçim sıkıntısını hafifletmek mi daha büyük bir ‘acil durum’, yoksa bir çocuğun futbolcu forması dileğini yerine getirmek mi? İkisi kıyaslanamaz belki ama devletin dikkat odağı ve kaynak dağılımı her zaman tartışmaya açık olmalıdır.
Vatandaşın Cebine Değil, Gönlüne Dokunmak mı Daha Önemli?
Arda Güler gibi genç bir yıldızın milli ve manevi duruşuyla örnek gösterilmesi güzel. Futbolun birleştirici gücü, gençlerin rol model edinme ihtiyacı da yadsınamaz. Ama bu tür ‘gönül alma’ operasyonlarının, toplumun genel ekonomik refahı üzerindeki etkisi ne kadar? Bir forma sevinciyle anlık bir mutluluk yaratmak ile, on binlerce ailenin yıllardır boğuştuğu ekonomik sıkıntılara kalıcı çözümler üretmek arasında bir denge olmalı. Ekonomi şefi olarak benim görevim, bu güzel jestlerin ardındaki görünmeyen ekonomik faturaları, fırsat maliyetlerini ve kamuoyundaki algısını sorgulamak. Çünkü her formanın bir maliyeti, her jestin bir fırsat maliyeti vardır. Ve bu maliyetler, çoğu zaman vatandaşın doğrudan cebinden çıkmasa bile, dolaylı yoldan hepimizin sırtına biner.






