Gurbet Yolunda Beklenmedik Kelepçe
Akkuyu Nükleer Santrali’ndeki iki yıllık zorlu mesaisinin ardından, üç çocuğuna daha iyi bir gelecek sunabilmek adına Irak’ın yolunu tutan inşaat işçisi Şahan Gündüz Akar, sınırda hiç beklemediği bir engelle karşılaştı. Maddi imkanları daha geniş bir iş fırsatı için Halil İbrahim Sınır Kapısı’ndan geçmek isteyen Akar, Interpol araması olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. Kısa sürede tutuklanarak Erbil’e bağlı Duhok Cezaevi’ne gönderilen Türk işçinin davası, aslında yıllar öncesine dayanan ve gurbetçi işçileri hedef alan sinsi bir hukuk tuzağını gözler önüne seriyor.
Eşi Şahan Gündüz Akar’dan haber alamayınca kendi imkanlarıyla Irak’a giden Çiğdem Akar, günlerce süren araştırmaları sonucunda eşinin izini Duhok’ta buldu. Ancak ortaya çıkan gerçekler, bir işçinin ekmek parası uğruna çıktığı yolun nasıl bir uluslararası kriz noktasına dönüştüğünü kanıtlar nitelikte. Eşinin 10 aydır hiçbir hakim karşısına çıkarılmadan tutulması, aile için belirsizliğin dozunu her geçen gün artırıyor.
Özbekistan’daki Gizemli Belge ve Borç Tuzağı
Olayın perde arkası, 2023 yılında Özbekistan’da yaşanan bir iş anlaşmazlığına dayanıyor. İddiaya göre Şahan Gündüz Akar, çalışmak için gittiği Özbekistan’da işverenle yaşadığı sorunlar nedeniyle Türkiye’ye dönmek istedi. Ancak dönüş biletini alabilmesi ve işlemlerini tamamlayabilmesi için kendisine Özbekçe yazılmış bazı belgeler imzalatıldı. Dilini bilmediği bu belgelerin içeriğinden habersiz olan Akar, Türkiye’ye döndüğünde hayatının normal akışında devam edeceğini sanıyordu.
Daha sonra ortaya çıkan detaylara göre, bu belgelerle Akar’ın üzerine bilgisi dışında bir şirket devredildi ve bu şirket üzerinden fahiş miktarda borçlandırma yapıldı. Özbek yetkililer tarafından başlatılan süreç, Interpol üzerinden kırmızı bültene kadar uzandı. Kendi halinde bir inşaat işçisiyken bir anda uluslararası bir suç dosyasının merkezine oturtulan Akar, şimdi bu sinsi planın bedelini yabancı bir ülkenin hapishanesinde ödüyor.
Hukuki Çıkmaz: Irak ve Özbekistan Arasındaki Boşluk
Çiğdem Akar’ın avukatlar aracılığıyla yürüttüğü hukuki mücadelede en büyük engel, Irak ve Özbekistan arasındaki suçlu iadesi protokollerinin belirsizliği olarak öne çıkıyor. Şahan Gündüz Akar’ın ne Türkiye’ye iade edilmesi ne de suçlandığı dosyaya dair bir savunma yapabilmesi için Özbekistan’a gönderilmesi konusunda somut bir adım atılabilmiş değil. Bu durum, sadece bir bireyin mağduriyeti değil, aynı zamanda yurt dışına çalışmaya giden binlerce Türk vatandaşının karşı karşıya kalabileceği diplomatik ve hukuki risklerin de bir özeti niteliğinde.
Hukukçular, özellikle gelişmekte olan ülkelerde yerel dillerde hazırlanan sözleşmelere atılan imzaların geri dönülemez zararlar doğurabileceği konusunda uyarıyor. Akar örneğinde olduğu gibi, bir işçinin üzerine şirket yıkılması ve bu şirketin borçlarıyla suçlanması, uluslararası dolandırıcılık şebekelerinin sıkça başvurduğu bir yöntem haline gelmiş durumda.
Bir Ailenin Parçalanan Hayalleri ve Yardım Çağrısı
Eşinin tutuklanmasının ardından evdeki tüm yükü omuzlayan Çiğdem Akar, asgari ücretle bir fabrikada çalışarak üç çocuğunu ayakta tutmaya çalışıyor. 10 aydır babalarından uzakta olan çocukların psikolojik durumlarının gittikçe kötüleştiğini belirten anne Akar, devletin bu duruma müdahale etmesini bekliyor. Sadece 15 günde bir yapılan kısa telefon görüşmeleriyle hayata tutunmaya çalışan aile, adaletin tecelli etmesi için Türk makamlarından diplomatik destek talep ediyor.
“Eşimin bir suçu varsa kendi ülkesinde, Türkiye’de yargılansın” diyen Çiğdem Akar’ın çığlığı, aslında gurbette haksızlığa uğrayan tüm vatandaşların sesi oluyor. Duhok Cezaevi’ndeki 10 aylık sessiz bekleyişin, bir an önce somut bir adım ve adli bir süreçle sonuçlanması, parçalanan bir ailenin en büyük umudu haline gelmiş durumda.






