Ecdadımızın şefkat ve merhamet kalesi olan Darülaceze, bugün sadece kimsesizlerin sığınağı değil, aynı zamanda köklü bir medeniyet tasavvurunun istişare merkezi haline geldi. Bu kadim mekanın atmosferinde, İslam bilim tarihinin sönmeyen meşalesi Prof. Dr. Fuat Sezgin adına kurulan vakfın 16. Olağan Mütevelli Heyeti Toplantısı gerçekleştirildi. İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan‘ın katılımıyla düzenlenen bu buluşma, geçmişin ilmi mirasıyla geleceğin teknolojik hamlelerini tek bir potada eritti.
Maziden Atiye Uzanan Bilim Köprüsü: Fuat Sezgin Mirası
Fuat Sezgin, ömrünü Müslüman alimlerin insanlık tarihine sunduğu katkıları gün yüzüne çıkarmaya adamış bir dahiydi. Onun ismini taşıyan vakfın toplantısında konuşan Bilal Erdoğan, bu mirasın modern Türkiye’deki iz düşümlerine dikkat çekti. Tarih, sadece tozlu raflarda saklanan bir hatıralar dizisi değil, aynı zamanda yarınları inşa edecek olan fikri temeldir. Toplantıda yapılan vurgular, Türkiye’nin eğitim alanındaki yürüyüşünün tesadüfi olmadığını, aksine derin bir şuurun neticesi olduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, bu tür vakıf faaliyetlerinin, genç zihinlerdeki ‘yapamayız’ algısını kırarak, onları tarihteki ihtişamlı dönemlerin varisi haline getirdiğini ifade ediyor.
Boğaziçi’nde Yeni Dönem ve Eğitimde Büyük Dönüşüm
Gündemin en sıcak maddelerinden biri olan Boğaziçi Üniversitesi‘nin son dönemdeki ivmesi hakkında değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, üniversitenin istikrarlı bir şekilde yükseldiğini belirtti. Mevcut rektör yönetiminde hem akademik düzeyin hem de fiziki imkanların arttığını vurgulayan Bilal Erdoğan, bu gelişimin arkasında yatan zihniyet değişimine işaret etti. ‘Türkiye’de Cumhurbaşkanımızın liderliğinde eğitimin her alanında ileriye yürüyen bir Türkiye var’ diyen Erdoğan, bu sürecin nihai meyvesinin TEKNOFEST nesli olduğunu söyledi. Bu nesil, sadece tüketici değil, üreten ve dünya sahnesinde söz sahibi olan bir gençliği temsil ediyor.
Sonuç olarak, eğitimdeki yatırımlar, Türkiye’nin gelecekteki stratejik bağımsızlığının en güçlü garantisi olarak görülüyor. Boğaziçi gibi köklü kurumların dünya standartlarında bir rekabet gücüne ulaşması, Anadolu’nun ilim geleneğinin modern dünyayla barışması anlamına geliyor. Bu büyük dönüşüm, sadece binaların yenilenmesi değil, zihinlerin özgürleşmesi ve milli bir karakter kazanması davasıdır.






