Beyoğlu’nun Tarihi Dokusu ve Sarsılan Güven
Beyoğlu’nun kalbinde, 53 yıldır dimdik duran, içinde Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un dahi 9 dairesinin bulunduğu Taray Apartmanı hakkında bugün, 26 Mart 2026 Perşembe günü, bir devrin sonunu işaret eden kritik bir karar çıktı. Yıllardır süren hukuki mücadeleler ve bilirkişi raporları, bu tarihi yapının akıbetini mühürledi: Yıkım. Peki, İstanbul’un bu güzide semtinin simgelerinden biri haline gelmiş bir yapının sonu neden böyle geldi? Hukuki labirentlerde kaybolan mülk sahiplerinin sesi, bu kararın ardındaki sır perdesini aralamak için bize ne anlatıyor?
‘Riskli Yapı’ Damgası ve Hukukun Çetrefilli Yolu
Her şey 2022 yılında, Taray Apartmanı’na ‘riskli yapı’ kararı verilmesiyle başladı. Türkiye’deki kentsel dönüşüm mevzuatının omurgasını oluşturan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, deprem kuşağında bulunan ülkemizde vatandaşın can ve mal güvenliğini temin etmeyi hedefler. Ancak bu kanunun uygulanışı, çoğu zaman mülk sahipleri arasında derin anlaşmazlıklara yol açar. Taray Apartmanı’nda da durum farklı değildi. ‘Riskli’ ilan edilen bir yapının ya güçlendirilmesi ya da yıkılıp yeniden yapılması gerekir. İşte bu noktada Pamuk’un komşuları, binanın güçlendirilmesi yönünde bir taleple karşı dava açtı ve yıkımın durdurulması için ihtiyati tedbir kararı almayı başardı. Bu karar, mülk sahiplerinin binayla olan duygusal ve ekonomik bağlarının ne kadar güçlü olduğunun adeta bir göstergesiydi.
Bilirkişi Raporları Arasında Sıkışan Gerçek
İdare Mahkemesi, ‘riskli yapı’ kararına karşı açılan davaları reddederken, bina sakinlerinin güçlendirme talebiyle başlattığı hukuki süreç yaklaşık dört yıl sürdü. Bu süreç, adliyenin yavaş işleyişi ve farklı beklentilerin çatışmasıyla adeta bir çıkmaza dönüştü. Apartmanın bir yıl önce tahliye edilmiş olması, bu belirsizliğin insanlar üzerindeki yükünü daha da artırmıştı. Aileler yuvalarından edilmiş, gelecekleri havada kalmıştı. Apartman sakinlerinin geleceği, dört farklı bilirkişi raporunun titiz incelemeleriyle şekillendi. En nihayetinde, 5 Şubat’ta hazırlanan dördüncü ve son bilirkişi raporu, binanın konumu ve mevcut fiziki koşulları göz önüne alındığında güçlendirme çalışmalarının yeterli düzeyde yapılamayacağını, dolayısıyla yapının yıkılıp yeniden inşa edilmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koydu. Bu rapor, yargı için adeta bir dönüm noktası oldu.
Son Söz: Yıkım Kaçınılmaz Oldu
Daha önce yıkımı durduran ihtiyati tedbir kararı, Orhan Pamuk’un avukatı Hikmet Güngör’ün itirazı üzerine İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi 63’üncü Hukuk Dairesi tarafından kaldırılmıştı. Bu gelişme, adli süreçteki dengeleri tamamen değiştirmişti. Ve bugün, 26 Mart 2026 Perşembe günü, İstanbul 31’inci Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görülen duruşmada, mahkeme güçlendirme talebini reddederek Taray Apartmanı’nın yıkılmasının önündeki son engeli de kaldırdı. Bu karar, sadece Taray Apartmanı sakinleri için değil, aynı zamanda benzer durumdaki binlerce eski yapı sakini için de önemli bir emsal teşkil ediyor. Bir yanda tarihin ve anıların yükünü taşıyan eski binalar, diğer yanda deprem gerçeği ve modern yaşamın güvenlik talepleri… Bu dengeyi kurmak, hiç şüphesiz şehirlerimizin en büyük sınavlarından biri olmaya devam edecek.






