MENÜ
19 Haziran 2026 Cuma
DOLAR 46,4512 ▼ %0,02
EURO 53,2848 ▲ %0,11
ALTIN 6.197,86 ▼ %1,42

Beykoz Davasında Bilirkişi Krizi: Tutukluluk Hallerine Devam Kararı

İstanbul Anadolu 17. Ağır Ceza Mahkemesi, Beykoz Belediyesi’ne yönelik gerçekleştirilen yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırma iddialarının gölgesinde tarihi bir celseye daha tanıklık etti. Türkiye’nin yerel yönetimler tarihindeki en karmaşık dosyalardan biri olarak kabul edilen davanın son duruşmasında, hukuki süreçlerin teknik boyutundan çok, adaletin tecellisindeki yöntem tartışmaları ön plana çıktı. 30 yıllık mesleki tecrübemizle okuduğumuzda, bu duruşmanın sadece bir tutukluluk incelemesi değil, aynı zamanda bilirkişi müessesesinin tarafsızlığına dair bir manifesto niteliği taşıdığını görüyoruz.

Mahkeme Başkanından Bilirkişiye Sert Eleştiri: Savcılığa Soyunmuşsunuz

Duruşmanın en çarpıcı anı, mahkeme başkanının dosyaya giren bilirkişi raporuna yönelik gösterdiği sert tepki oldu. Bir profesör ve iki Sayıştay denetçisinden oluşan heyetin hazırladığı raporu adeta bir ‘iddianame taklidi’ olarak nitelendiren mahkeme başkanı, teknik bir hesaplama beklerken karşılarında suçlayıcı bir metin bulduklarını ifade etti. Bu durum, yargılama sürecinde teknik uzmanlığın sınırlarını aşarak yargısal makamın yerine geçme çabasının adalet mekanizması tarafından nasıl reddedildiğinin açık bir göstergesidir. Mahkemenin, tarafsızlığını yitirdiğine kanaat getirdiği bu heyeti dosyadan el çektirmesi, davanın sağlıklı bir zeminde yürümesi adına kritik bir editoryal müdahale olarak yorumlanabilir.

Köseler’in Savunması: 356 Günlük Tutukluluk ve Kamu Zararı İddiası

Görevden uzaklaştırılan Belediye Başkanı Alaattin Köseler’in savunması ise hem insani hem de bürokratik bir isyanı içinde barındırıyordu. 356 gündür özgürlüğünden mahrum kalan Köseler, ‘Beykoz’un evladı’ vurgusuyla yaptığı savunmasında, usulüne uygun olmayan hiçbir ödemenin altına imza atmadığını belirtti. Köseler’in savunmasındaki en dikkat çekici nokta, dosyada somut bir mali menfaat paylaşımına dair delil bulunmadığı iddiasıydı. Öte yandan, eşinin kanser olduğunu öğrenen ve hakkında yakalama kararı olmasına rağmen kendi rızasıyla duruşma salonuna gelen sanık Uğur İnci’nin durumu, davanın sadece rakamlardan ibaret olmadığını, parçalanan hayatları da içinde barındırdığını bir kez daha hatırlattı.

Hukukçulara göre bu dava, yerel yönetimlerde ‘açık hesap’ yönteminin ve ihale süreçlerindeki akrabalık bağlarının yargı tarafından nasıl mercek altına alındığının bir prototipidir. 402 sayfalık fezlekede yer alan ‘yolsuzluk örgütü’ iddiası, mahkemenin yeni atayacağı bilirkişi heyetinin hazırlayacağı raporla netlik kazanacaktır. Toplumsal açıdan bakıldığında, Beykoz halkının vergileriyle oluşturulan kamu bütçesinin şeffaflığına dair verilen bu hukuk mücadelesi, 28 Nisan’daki bir sonraki duruşmaya kadar kamuoyu vicdanındaki yerini koruyacaktır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir