İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi, kamuoyunun yakından takip ettiği Beşiktaş Belediyesi ihalelerine fesat karıştırıldığı iddiasıyla açılan davanın kritik bir celsesini daha geride bıraktı. Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesindeki duruşma salonunda görülen davada, tutuksuz yargılanan sanıkların savunmaları, kamu yönetiminde liyakat ve görev sorumluluğu tartışmalarını bir kez daha gündeme taşıdı. Eski bir editör olarak söylemeliyim ki; bu savunmalar sadece birer hukuk mücadelesi değil, aynı zamanda belediyecilik bürokrasisinin labirentlerini de gün yüzüne çıkarıyor.
Memuriyet Görevi mi Suç Ortaklığı mı?
Duruşmada söz alan sanıkların ortak savunma noktası, görevli oldukları ihale komisyonlarında sadece hiyerarşik talimatları yerine getirdiklerini vurgulamaları oldu. 1992 yılından bu yana belediyede görev yapan İbrahim Bulucu, mali hizmetler uzmanı olmasına rağmen ihale komisyonuna atandığını belirterek dikkat çekici bir ifade verdi. Bulucu, “Bizler ihaleye girecek firmaları ancak o an öğrenebiliriz. İhale takdir komisyonunda yer almadığım için fiyatları bilmem mümkün değildir. Sadece maaşıyla geçinen bir memurum,” diyerek suçlamaları reddetti. Hukukçular, yerel yönetimlerde teknik bilgi eksikliği olan personelin bu tür komisyonlara dahil edilmesinin, bürokratik bir zafiyet yarattığına ve bu durumun kamu zararı iddialarına zemin hazırladığına vurgu yapıyor.
27 yıllık devlet memuru Serpil Özden ise savunmasında, mevzuata uygunluk ve kamu yararı gözeterek çalıştığının altını çizdi. Özden, ihaleye katılan şirketlerle herhangi bir illiyet bağı bulunmadığını ve suç unsuru oluşmadığını ifade ederek beraatini talep etti. Sanıkların genel savunma çizgisi, herhangi bir şahsi menfaat sağlamadıkları ve ihalelerin teknik detaylarına hâkim olmadıkları yönünde birleşti. Bu durum, kamu kurumlarındaki ihale süreçlerinin şeffaflığı konusundaki toplumsal endişeleri de derinleştiriyor.
Şoför ve Hissedar Savunmaları Dikkat Çekti
Davanın diğer tarafında ise makam şoförlüğü ve kısa süreli hissedarlıklar üzerinden yöneltilen suçlamalar vardı. Rıza Akpolat’ın çocuklarının şoförlüğünü yaptığını belirten Kaan Şengül, hesaplarındaki para hareketlerinin sadece çocukların dershane ve okul masrafları gibi rutin ödemelerden ibaret olduğunu savundu. Şengül, yaptığı işlerin hiyerarşik bir emir-komuta zinciri içinde, herhangi bir sorgulama yetkisi olmadan gerçekleştiğini dile getirdi. Bir şoförün hesap hareketlerinin davaya konu olması, dosyanın ne kadar geniş bir çerçevede ele alındığını kanıtlar nitelikte.
Genç sanıklardan İdil Kübra Yıldız ise sadece babasının önerisiyle bir yıl süreyle bir sosyal hizmet şirketinde hissedar olduğunu, ihalelerin nasıl işlediğine dair en ufak bir fikri dahi olmadığını belirterek suçlamalara karşı çıktı. Mahkeme heyeti, eksik kalan savunmaların tamamlanması ve dosyadaki diğer delillerin incelenmesi için duruşmayı 23 Şubat Pazartesi gününe erteledi. Bu dava, yerel yönetimlerde şeffaflık ve denetim mekanizmalarının ne denli hayati olduğunu bir kez daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Adaletin tecellisi için şimdi gözler şubat ayındaki bir sonraki oturuma çevrildi.






