Acı Bir Günde Parçalanan Hayatlar: 24 Ekim 2022
Her sabahki masum alışkanlıklarından biriydi. İlkokul öğrencisi E.K., ekmek almak için evden çıktığında, henüz küçücük kalbi hayatın acımasız yüzüyle tanışacağını bilmiyordu. Takvimler 24 Ekim 2022’yi gösterirken, Manisa’nın Yunusemre ilçesindeki Cumhuriyet Mahallesi’nde yaşananlar, sadece bir çocuğun değil, tüm bir ailenin kaderini mühürledi. Başıboş bir köpeğin saldırısıyla dehşete kapılan E.K., can havliyle kaçarken, bu kez kaderin acımasız bir cilvesiyle yoldan geçen bir kamyonetin altında kaldı. Güvenlik kameralarına yansıyan o anlar, vicdan sahibi herkesin içini burkacak türdendi. Hastaneye kaldırılan ve uzun süre yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren küçük çocuğun bu çetin savaşından, ne yazık ki kalıcı izlerle çıktı. Yürüme, konuşma ve uzuvlarını kullanma yetilerinde oluşan geri dönülemez hasarlar, onun ve ailesinin hayatını derinden sarstı. Bir ekmek almak için başlayan o gün, ömür boyu sürecek bir kâbusa dönüştü.
Sistemin Çürüyen Yüzü: İhmalden Doğan Bedel
E.K.’nin yaşadığı bu tarifsiz acı, yalnızca talihsiz bir kaza zinciri miydi? Yoksa yıllardır göz ardı edilen, “nasılsa hallolur” denilerek geçiştirilen bir kamu hizmeti açığının faturası mıydı? Manisa 2. İdare Mahkemesi’nin kararı, bu sorunun cevabını net bir şekilde verdi. Mahkeme, Manisa Valiliği, Manisa Büyükşehir Belediyesi ve Yunusemre Belediyesi’nin sahipsiz hayvanların kontrolü ve gözetimi konusunda kamu hizmetini etkin bir şekilde yerine getirmediğine hükmetti. Karar, idarenin sadece barınaklar kurmakla veya kısırlaştırma kampanyaları düzenlemekle yükümlülüğünü yerine getirmediğini, aynı zamanda bu hizmetin sürekli denetimini sağlamak ve gerekli önlemleri almak zorunda olduğunu vurguladı. Vatandaşın güven içinde kamusal alanlarda yaşama ve seyahat etme hakkının korunması, idarenin en temel pozitif yükümlülüklerinden biriydi ve bu yükümlülük, E.K.’nin trajedisinde açıkça ihlal edilmişti. Bu, yalnızca bir ihlal değil, aynı zamanda kamu kaynaklarının ve güvenin sarsılması anlamına geliyordu.
Emsal Teşkil Eden Karar ve Ardındaki Gerçekler
Mahkeme, küçük E.K. lehine 10 milyon 252 bin 74 TL’lik maddi ve manevi tazminat ile faizlerin ödenmesine karar verdi. Bu miktar, elbette E.K.’nin bir ömür sürecek sağlık ve bakım ihtiyaçları için bir nebze olsun nefes aldıracak. Ancak avukatı Muhammet Fatih Demir’in de haklı olarak ifade ettiği gibi, hiçbir tazminat bedeli, bir çocuğun parçalanan hayatını, kaybedilen yetilerini geri getiremez. Bu karar, yalnızca E.K. için değil, benzer kaderleri yaşama potansiyeli olan binlerce çocuk ve yetişkin için bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Diyarbakır Barosu’na kayıtlı avukat Demir, idarelerin sorumluluğunun sadece “görünürde” faaliyetler yürütmekle sınırlı olmadığını, hizmetin etkinliğini ve sürekliliğini sağlamanın esas olduğunu bir kez daha hatırlattı. Şehirlerimizde sahipsiz ve saldırgan köpeklerin yol açtığı tehlikelerin büyüklüğü düşünüldüğünde, bu karar, yerel yönetimler için adeta bir uyarı ateşi yakıyor: Sorunlara pansuman değil, köklü çözümler üretme zamanı çoktan geldi de geçiyor.
Toplumsal Yansımalar ve Gelecek İçin Dersler
E.K.’nin davası, Türkiye’nin dört bir yanında yıllardır kanayan bir yaraya ışık tuttu: Başıboş hayvan sorunu. Bu sorun, sadece hayvanseverlerin veya hayvan düşmanlarının tartışma alanı değil, doğrudan bir kamu güvenliği meselesi haline geldi. İnsanların çocuklarını parka çıkarmaktan, sabah koşusuna çıkmaktan çekindiği, şehir hayatının en temel özgürlüklerinden birinin kısıtlandığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Manisa’da verilen bu karar, sahipsiz hayvanların oluşturduğu riskleri minimize etmek adına atılması gereken adımların ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. Artık sadece kısırlaştırma ve barınaklarla yetinmek değil, popülasyon kontrolünü bilimsel yöntemlerle ele almak, hayvan refahını gözetirken insan güvenliğini de merkeze almak zorunda olduğumuzu açıkça ortaya koyuyor. Yerel yönetimler, bu davanın bedelini öderken, aslında yılların ihmalini ödüyorlar. Umudumuz, bu davanın sadece bir tazminat kararı olarak kalmaması, aynı zamanda benzer trajedilerin bir daha yaşanmaması için kalıcı ve etkili politikaların başlangıcı olmasıdır. Aksi takdirde, milyonlarca liralık tazminat davaları, buzdağının sadece görünen yüzü olmaya devam edecektir.






