Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, ‘Uluslararası Ailenin Güçlendirilmesi Konferansı’ kapanış töreninde yaptığı konuşmayla, modern dünyanın en temel yapı taşı olan aile kurumuna dair hayati uyarılarda bulundu. Aileyi insanın dünya ile tanıştığı ilk kapı ve değerler manzumesinin beşiği olarak tanımlayan Göktaş, günümüzde ailenin karşı karşıya olduğu çok boyutlu tehditlere dikkat çekti. Bakanın ifadeleri, sadece bir sosyal politika beyanı değil, aynı zamanda Türkiye’nin önümüzdeki elli yılına dair bir demografik güvenlik manifestosu niteliği taşıyor.
Demografik Dönüşüm ve Geçmişin Politika Hataları
Konuşmasında meseleyi iki temel pencereden ele alan Bakan Göktaş, özellikle demografik dönüşüm vurgusuyla dikkat çekti. Türkiye’de uzun yıllar boyunca ‘aile planlaması’ adı altında yürütülen çalışmaların, bugün karşı karşıya kalınan düşük doğurganlık hızının temel müsebbibi olduğunu ifade etti. Uzman sosyologlar da bu görüşü destekleyerek, 1980’li ve 90’lı yıllarda uygulanan nüfus kontrol mekanizmalarının, bugün ‘yaşlanan nüfus’ ve ‘azalan genç iş gücü’ olarak toplumsal bir krize evrildiğini belirtiyor. Bakan Göktaş’ın bu özeleştirisi, devletin gelecek vizyonunda nüfus artış hızını artırmaya yönelik radikal teşviklerin sinyallerini veriyor.
Göktaş, ailenin maruz kaldığı baskıyı ‘çok katmanlı’ olarak niteleyerek, bu baskının sadece ekonomik değil, aynı zamanda kültürel ve dijital bir kuşatma olduğunu vurguladı. Kimliğin, aidiyetin ve merhametin ilk öğretildiği yer olan aile kalesi düştüğünde, toplumsal çözülmenin kaçınılmaz olduğu uyarısında bulundu. Bu noktada aile biriminin korunması, bir sosyal hizmetten ziyade milli bir güvenlik meselesi olarak konumlanıyor.
Gelecek Vizyonu: Aileyi Korumak Neden Stratejik?
Haber merkezimizin görüştüğü aile sosyolojisi uzmanları, Bakan Göktaş’ın işaret ettiği demografik tablonun ‘geri döndürülemez eşiğe’ yaklaştığını savunuyor. Doğurganlık oranlarının ikame seviyesi olan 2,1’in altına düşmesi, sadece nüfusun azalması değil, aynı zamanda kültürel mirasın aktarılacağı bir neslin bulunamaması anlamına geliyor. Bakanın ‘birikmiş sonuç’ olarak nitelediği tablo, modernitenin bireyselleşme dayatmasıyla birleşince, geleneksel aile yapısının direnci her geçen gün daha da önem kazanıyor.
Sonuç olarak, Bakan Mahinur Özdemir Göktaş’ın bu çıkışı, Türkiye’nin sosyal politikalarında bir paradigma değişimine gidildiğini gösteriyor. ‘Güçlü aile, güçlü toplum’ ilkesinden hareketle, geçmişin hatalarından ders çıkarılarak hazırlanan yeni yol haritasının, demografik krizi aşmada nasıl bir rol oynayacağı kamuoyu tarafından yakından takip edilecek.





