Dünyanın göz bebeği, medeniyetlerin ve inançların kesişim noktası olan Ayasofya-i Kebir Camii, tarihinin en titiz ve bilimsel restorasyon süreçlerinden birinden geçiyor. Otuz yıllık gazetecilik hayatımda pek çok tarihi yapının ayağa kaldırılışına tanıklık etmiş bir genel yayın yönetmeni olarak ifade etmeliyim ki; Ayasofya’da yürütülen bu operasyon, sadece bir onarım değil, bir mirasın geleceğe mühürlenmesidir. Vakıflar Genel Müdürlüğü koordinesinde yürütülen çalışmalarda, iç mekandaki iskele sisteminin tarihi dokuya en ufak bir zarar vermeden, yüzeylere sabitlenmeden tamamlanmış olması, modern koruma ilkeleri ve mimarlık tarihi açısından büyük bir başarıdır.
Mimari Mirasın Korunmasında İleri Mühendislik Çözümleri
İç mekanda yürütülen operasyonun en kritik aşaması olan ağır ekipmanların tahliyesi, mühendislik harikası rampa ve köprü sistemleriyle gerçekleştirildi. Bilim Kurulu’nun anlık denetimleri ve kesintisiz izlemeleri sonucunda, zeminde ve duvar yapısında herhangi bir olumsuzluk tespit edilmedi. Bu hassasiyet, yapının bin beş yüz yıllık yorgunluğunu gözeten, ona bir canlı gibi muamele eden derin bir devlet geleneğinin ve akademik disiplinin yansımasıdır. Yaklaşan Ramazan ayı öncesinde, iskelelerin kaldırılmasıyla birlikte ibadet alanının genişletilmesi, halkımızın bu manevi atmosferi daha geniş bir ferahlıkla solumasını sağlayacaktır. Vakıflar Genel Müdürü Sinan Aksu’nun da belirttiği gibi, Ayasofya bizim ‘gözbebeğimiz’ ve bu emaneti korurken bilimsel verilerin dışına çıkılmaması en temel kırmızı çizgimizdir.
Deprem Güvenliği ve Gelecek Nesillere Aktarılan Miras
Ayasofya’daki çalışmalar sadece estetik bir yenileme ile sınırlı değil; İstanbul’un sismik gerçekliği göz önüne alındığında, yapısal güçlendirme çalışmaları hayati bir önem taşıyor. Eylül 2025’e kadar devam edecek olan geçici çelik çatı ve platform uygulamaları, yapının statik yükünü dengelemeyi ve asırlık kubbedeki kurşun örtüyü yenilemeyi hedefliyor. Uzman görüşleri ve yapısal modellemeler, bu kapsamlı müdahalenin yapının ömrünü yüzyıllarca uzatacağı yönünde birleşiyor. Restorasyonun, ibadet ve ziyaret akışını kesmeden, büyük bir sessizlik ve titizlikle devam etmesi, Türkiye’nin kültürel mirası yönetme konusundaki küresel yetkinliğini de bir kez daha kanıtlıyor. Bu kutsal mekan, bilim ve inancın rehberliğinde, asaletinden ödün vermeden yarınlara taşınırken, her aşama titizlikle kayıt altına alınıyor.






