Şiddet Sarmalında Bir Yaşam Mücadelesi
Antalya’da yaşanan ve kadına yönelik şiddetin acı bir örneği olarak öne çıkan olay, Sabiha İnce’nin trajik hikayesiyle başladı. 2021 yılında evlendiği Ü.İ. ile çocuk sahibi olamama nedeniyle tüp bebek tedavisine başlayan İnce, bu zorlu süreçte eşi tarafından akıl almaz bir şiddete maruz kaldığını iddia etti. İddiaya göre, feci şekilde darp edilen genç kadın, bıçakla yaralandı ve saçları dahi koparıldı. Bu tür vahşice eylemler, sadece fiziksel bir saldırı olmanın ötesinde, bireyin ruhsal bütünlüğüne yönelik derin yaralar açar ve kadınların toplum içinde hissettiği güvenlik algısını temelden sarsar. Sabiha İnce, yaşadığı kabusun ardından savcılığa başvurarak boşanma davası açtı ve eşi hakkında hukuki süreci başlattı. Bu, şiddet mağduru kadınların adalet arayışındaki ilk ve çoğu zaman en zorlu adımıdır.
‘İyi Hal’ İndirimi ve Yargının Tartışmalı Kararı
Antalya Kumluca Asliye Ceza Mahkemesi’nin sanık koca Ü.İ. hakkında verdiği karar, kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde geniş yankı uyandırdı. ‘Kasten yaralama’ ve ‘kadına karşı tehdit’ suçlarından yargılanan sanığa, ‘iyi hal’ indirimi uygulanarak sırasıyla 1 yıl 16 ay 22 gün ve 1 yıl 15 gün hapis cezası verildi. Dahası, mahkeme, sanığın sabıka kaydının bulunmaması, kişilik özellikleri ve duruşmalardaki tutum ve davranışları gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verdi. Bu tür kararlar, kadına yönelik şiddetle mücadelede katedilmesi gereken mesafeyi bir kez daha gözler önüne seriyor. Zira ‘iyi hal’ indirimlerinin bu denli geniş yorumlanması, mağdurlar üzerinde adeta bir şok etkisi yaratmakta, cezasızlık algısını güçlendirmekte ve caydırıcılıktan uzaklaşan bir tablo ortaya koymaktadır. Bu kararlar, sadece bir mağdurun değil, benzer tehditlerle yaşayan binlerce kadının güven duygusunu sarsar, adalete olan inancı zedeler.
Elektronik Kelepçe Gölgesinde Süren Takip İddiaları
Hukuki süreç devam ederken Sabiha İnce’nin yaşadığı korku dinmedi. Boşanma aşamasındaki eşinden ölüm tehditleri aldığını öne sürerek uzaklaştırma talebinde bulunan İnce için, mahkeme Ü.İ. hakkında uzaklaştırma kararı ve elektronik kelepçe uygulanmasına hükmetti. Ancak bu önlemlere rağmen Sabiha İnce’nin huzursuzluğu sürdü. Özellikle 17 Ağustos 2025’te Olimpos’a gezmeye gitme isteğiyle başlayan süreç, takip iddialarını gündeme getirdi. İnce, can güvenliği endişesiyle Adrasan Jandarma Karakol Komutanlığı’na bilgi verdiğini, buna rağmen eşinin yerini öğrendiğini ve kendisini takip ettiğini iddia etti. Bu durum, mağdurların korunmasına yönelik alınan tedbirlerin ne denli etkili olduğu, bilgi güvenliğinin nasıl sağlandığı ve kolluk kuvvetleri ile yargı arasındaki koordinasyonun önemini bir kez daha sorgulatıyor. Bir mağdurun, yetkililerle paylaştığı özel bir bilginin potansiyel tehlikeye yol açabileceği endişesi taşıması, sistemdeki boşlukları ve güven eksikliğini açıkça ortaya koyar.
Delil Yetersizliği ve Takipsizlik Kararının Yankıları
Sabiha İnce’nin şikâyeti üzerine Kumluca Cumhuriyet Başsavcılığı, şüpheli koca hakkında ‘kişilerin huzur ve sükûnunu bozma’ suçundan soruşturma başlattı. Ancak soruşturma sonucunda savcılık, şüphelinin olay günü müştekiyi takip ettiğine dair herhangi bir maddi delil bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verdi. Kararda, elektronik kelepçe sayesinde müştekiye yaklaşması halinde uyarı verileceği ve jandarmanın şüpheliyi arayarak müştekinin Olimpos’a gideceğini bildirmesiyle şüphelinin bu bilgiyi öğrendiği belirtildi. Ancak Sabiha İnce, bu karara itiraz ederek, şüphelinin konumunu jandarmadan değil, fiziki takip veya başkaca yasa dışı yöntemlerle öğrenmiş olma ihtimalinin kuvvetli olduğunu ileri sürdü. İtirazı değerlendiren Elmalı Sulh Ceza Hâkimliği ise savcılığın kararının usul ve yasaya uygun olduğuna hükmetti. Bu tür durumlarda, delil toplamanın zorluğu ve yargı mekanizmasının mağdurun sübjektif korkularını somutlaştıracak yöntemler geliştirmekteki yetersizliği, şiddet mağdurlarının adalet arayışında karşılaştığı temel engellerden biridir. Mağdurun hissedilen tehditle yaşaması, her adımda kendini güvende hissetmeme hali, alınan tedbirlerin yetersiz kaldığının en çarpıcı göstergesidir.
Adalet Arayışı ve Toplumsal Yansımalar
Sabiha İnce’nin yaşadıkları, sadece kişisel bir dram olmanın ötesinde, kadına yönelik şiddetin küresel bir sorun olduğu gerçeğini yerel düzlemde bir kez daha gözler önüne seriyor. Yargı kararlarının toplumsal vicdanı rahatlatıcı olması, caydırıcılığı sağlaması ve mağdurların korunmasını her şeyin üzerinde tutması hayati önem taşır. Aksi takdirde, adalete olan inanç sarsılırken, şiddet uygulayanların kendilerine tanınan bu ‘ödül gibi’ kararların arkasına sığınarak yeni mağduriyetlere yol açma riski artar. Bu durum, sadece kadınları değil, tüm toplumu derinden etkileyen bir yara olarak kalmaya devam eder. Devletin tüm kurumları, kolluk kuvvetlerinden yargıya kadar, kadınların yaşam hakkı ve güvenliğini sağlamak adına çok daha etkin, koordineli ve mağdur odaklı bir yaklaşım sergilemelidir. Unutulmamalıdır ki, bir kadının çığlığı, tüm toplumun adalet arayışının bir yansımasıdır.






