Antalya’nın sıcacık ama bir o kadar da yoğun sokaklarında, hayat kurtarmak için direksiyon sallayan bir kadın var: Gülser Akıtürk. Tam üç yıldır 112 Acil Sağlık Hizmetleri’nde ambulans şoförlüğü yapıyor Gülser. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde biz de onunla konuştuk, görevini ve trafikte karşılaştığı zorlukları dinledik. Gülser ve onun gibi iki kadın meslektaşı, aynı ambulansta hayatın ve ölümün ince çizgisinde koşturuyor. Onun da dediği gibi, direksiyon başına geçtiklerinde saniyelerle yarışıyorlar, her anları kritik.
Aslında Gülser’in görevi, sadece bir aracı kullanmaktan çok daha fazlası. O, umudun, hızın ve hayatın ta kendisi. Ancak bu zorlu görevinde, trafikte karşılaştığı bazı tutumlar kan donduracak cinsten. Bir kadın olarak acil bir aracı kullanmasının hala sorgulanması, yoldaki diğer sürücülerin umursamazlığı, bazen gerçekten içeride hasta olup olmadığını sorgulayan gözler… Tüm bunlar, zamanla yarışan bir hayat kurtarıcısının sırtına binen ekstra yükler.
Acil Durumda Kadın Eli: Önyargıları Yıkmak
Ambulans şoförlüğü, uzun yıllar erkek egemen bir meslek olarak görüldü. Ancak Gülser Akıtürk gibi kahraman kadınlar, bu önyargıları birer birer yıkıyor. Kadınların artık her alanda, en zorlu mesleklerde bile ne kadar başarılı olabileceklerini gösteriyorlar. Bir acil sağlık hizmeti aracı, kadın ya da erkek fark etmeksizin, direksiyonunda kim olursa olsun aynı hızla, aynı kararlılıkla hastaneye ulaşmak zorunda. Önemli olan cinsiyet değil, yetenek ve sorumluluk bilinci. Ancak ne yazık ki, Gülser’in karşılaştığı gibi “Kadın ambulans kullanabilir mi?” şeklindeki sorular, toplumumuzdaki bazı dar görüşlü zihinlerin hala ne kadar geride kaldığını gösteriyor. Bu zihniyet, sadece Gülser’i değil, tüm kadınları ve mesleğini küçümsemek anlamına geliyor.
Trafikteki Kayıtsızlık: Hayatlar Saniyelere Bağlı
Gülser Akıtürk’ün en büyük isyanı, trafikteki kayıtsızlığa. “Bazen ambulansa yol vermeyen ya da içeride hasta olup olmadığını sorgulayan kişiler de olabiliyor” diyor. İşte bu kayıtsızlık, hayati önem taşıyor. Bir ambulansın yolda geçirdiği her saniye, içerideki hastanın yaşam şansını azaltabilir. Özellikle kalp krizi, ağır travma ya da inme gibi durumlarda ‘altın saat’ denen bir kavram vardır; ilk bir saat içindeki müdahale, hastanın hayatta kalması ve kalıcı hasar görmemesi açısından kritiktir. Trafikte yol vermemek, ambulansın hastaneye ulaşmasını geciktirmek, doğrudan bir canın riske atılması demektir.
Hukuken de ambulansa yol vermemek ağır bir ihlaldir. Trafik kuralları, acil durum araçlarına her zaman öncelik tanınmasını emreder. Ancak bu yasal zorunluluğun ötesinde, bu bir insanlık görevidir. Kimse kendi başına veya sevdiklerinin başına acil bir durum gelmesini istemez. Ama geldiğinde, o ambulansın her saniyeyi en verimli şekilde kullanmasını ister. İşte bu yüzden, o siren sesini duyduğumuzda, aynaya baktığımızda, o anki meşguliyetimizi bir kenara bırakıp önceliği can kurtarmaya vermemiz gerekir.
Vatandaşa Çağrı: Empati ve Sorumluluk
Peki, biz vatandaş olarak ne yapabiliriz? Öncelikle, ambulansın sirenini duyduğumuzda veya ışıklarını gördüğümüzde, anında ve güvenli bir şekilde yol vermeliyiz. “İçinde hasta var mı acaba?” diye düşünmek yerine, her siren çalan ambulansın içinde acil bir durum olduğunu kabul etmeliyiz. Bu bir varsayım değil, bir gerçektir. İkinci olarak, kadın ambulans şoförlerine veya diğer acil servis görevlilerine karşı önyargılı yaklaşımlardan vazgeçmeliyiz. Onların tek amacı, en hızlı ve güvenli şekilde hastayı sağlık kuruluşuna ulaştırmak.
Gülser Akıtürk ve onun gibi yüzlerce kahraman, gece gündüz demeden, fedakarca bu zorlu görevi yerine getiriyor. Onlar, en zor anımızda kapımızı çalan umut ışığı. Onlara gösterilecek en küçük saygısızlık ya da umursamazlık, aslında kendimize ve toplumumuza yapılmış bir haksızlıktır. Trafikte empati kurmak, saniyelerin bir hayatı kurtarabileceğini bilmek ve bu bilinci çevremizdeki herkese yaymak, hepimizin ortak sorumluluğu.






