Antalya’nın Kepez ilçesinde, kaderin en ağır yüklerini omuzlayan Kinvan ailesinin sessiz çığlığı, sosyal devletin vicdan terazisinde yankılanıyor. Emine ve Süleyman Kinvan çiftinin hikayesi, sadece bir sağlık mücadelesi değil, aynı zamanda parçalanmaya zorlanan bir ailenin ayakta kalma savaşıdır. Üç çocuklu bu ailenin her bir evladı, farklı bir özel gereksinimle dünyaya gözlerini açtı. En büyük evlat Muhammet ağır otizmle, Ayşegül Tip-1 diyabetle, en küçükleri Şeyma ise Serebral Palsi ile hayatın en zorlu virajlarını dönmeye çalışıyor. Ancak bugün anneyi asıl sarsan şey, hastalıkların ağırlığı değil, bürokrasinin ‘mesafe’ kararı oldu.
Bir Sığınak Olarak Kurum ve Ayrılığın Eşiği
Muhammet’in ergenlik dönemiyle birlikte artan agresif tavırları, hem okul hayatını hem de ev içindeki güvenliği tehdit eder hale gelmişti. Ailesinin, evdeki eşyaları kafesler ardına alarak sürdürdüğü fedakar mücadele, geçtiğimiz ağustos ayında devletin şefkatli elini uzatmasıyla yeni bir evreye taşındı. Antalya Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından bir bakım merkezine yerleştirilen Muhammet, ailesi için hem bir nefes hem de güvenli bir liman olmuştu. Ancak altı ayın sonunda gelen bir telefon, tüm bu huzuru derin bir kaygıya bıraktı. Muhammet’in ‘uyum sağlayamadığı’ gerekçesiyle Tokat, Konya veya İstanbul gibi uzak şehirlere nakledilmek istenmesi, anne Emine Kinvan için evladından bir kez daha koparılmak anlamına geliyor.
Toplumsal Vicdan ve Yerinde Bakım Hizmetinin Önemi
Uzman görüşlerine göre, ağır otizm teşhisi konulmuş bireyler için rutinlerin korunması ve aile bağlarının kopmaması, rehabilitasyon sürecinin en kritik halkasını oluşturuyor. Muhammet’in Antalya’dan kilometrelerce uzağa gönderilmesi, sadece onun gelişimini olumsuz etkilemekle kalmayacak, aynı zamanda evde bakıma muhtaç iki çocuğu ve 75 yaşındaki annesiyle ilgilenmek zorunda olan bir anneyi imkansız bir tercihe zorlayacaktır. Emine Kinvan’ın ‘Gidemem, diğer çocuklarımı kime bırakırım?’ sorusu, aslında modern sosyal hizmet anlayışının ‘yerinde destek’ prensibiyle ne kadar örtüştüğünü sorgulatıyor. Anne Kinvan, yetkililere ve Antalya Valiliği’ne seslenerek, evladının en azından aynı şehirde kalmasını, kokusunu uzağında hissetmek istemediğini vurguluyor. Sosyal hizmetlerin dinamik yapısı içerisinde, bu tür özel vakalarda ‘kriter’ odaklı değil, ‘insan ve aile’ odaklı bir çözüm üretilmesi, toplumsal huzur adına hayati bir önem taşıyor.






