Ankara’nın koridorlarından sızan en güncel bilgiler, Karadeniz’in jeopolitik satranç tahtasında Türkiye’nin ne denli stratejik ve belirleyici bir hamle yaptığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Milli Savunma Bakanlığı’nın (MSB) son açıklamaları, sadece diplomatik bir dilin ötesinde, bölgenin geleceğini şekillendirecek kritik adımların habercisi. Özellikle Karadeniz’deki artan gerilimler ve karmaşık siyasi dengeler arasında, Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne sıkı sıkıya bağlı kalarak attığı adımlar, hem ulusal güvenliğimiz hem de bölgesel istikrar açısından hayati önem taşıyor.
Karadeniz’deki Büyük Resim: Montrö’nün Sınır Tanımaz Rolü
Uzun yıllardır tartışılan, ancak Türkiye’nin kararlı duruşuyla her daim ayakta kalan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Karadeniz’in bir çatışma alanına dönüşmesini engelleyen yegane kalkan olmaya devam ediyor. MSB’nin vurguladığı ‘bölgesel sahiplik ilkesi’, aslında Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin kendi kaderlerini tayin etme ve bölge güvenliğini öncelikli olarak sağlama hakkının altını çiziyor. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte, Montrö’nün ne denli kritik bir role sahip olduğu bir kez daha anlaşıldı. Türkiye, sözleşmenin hükümlerini tavizsiz uygulayarak, savaşın denizlere sıçramasını ve Karadeniz’in küresel güçler arasında bir güç gösterisi sahnesine dönüşmesini engelledi. Bu diplomatik manevra, sadece bir yasal metnin uygulanması değil, aynı zamanda bölgedeki gerilimi düşürme ve barışı koruma adına atılmış dev bir adımdı. Ankara, Karadeniz’in rekabet alanı değil, iş birliği ve istikrar bölgesi kalması için inisiyatif almaya devam edecek, bölgedeki güvenlik mimarisinin muhafazasında aktif rolünü sürdürecek.
Uluslararası Arenada Türkiye’nin Kilit Rolü: İki Kritik Komutanlık
Karadeniz’deki bu hassas dengelerin bir yansıması olarak, Türkiye iki önemli uluslararası girişimde de başat rol üstleniyor. İlki, Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası güvenlik düzenlemelerini şekillendirmeyi hedefleyen ‘Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu’ bünyesinde kurulan Deniz Unsur Komutanlığı (MCC). Tamamı Türk personelden oluşan çekirdek kadrosuyla 25 Ağustos 2025’te ülkemizde teşkil edilen bu karargah, Montrö’nün sağladığı dengeyi koruma ve bölgesel sahiplik ilkesini sürdürme misyonunu üstlenmiş durumda. Her ne kadar 33 ülke katılma arzusunu bildirse de, deniz platformlarına katkı sadece Türkiye, Romanya ve Bulgaristan gibi kıyıdaş ülkelerden gelecek olması, Karadeniz’in geleceğinin yine bölge ülkeleri tarafından şekillendirileceğinin net bir göstergesi.
İkinci kritik adım ise, Türkiye öncülüğünde Romanya ve Bulgaristan ile kurulan, NATO kuvvet yapısı dışında kalan ‘Mayın Karşı Tedbirleri Karadeniz (MCM BLACK SEA)’ görev kuvveti. 11 Ocak 2024’te temelleri atılan ve 1 Temmuz 2024’te ilk aktivasyonunu gerçekleştiren bu yapı, Karadeniz’deki mayın tehdidine karşı hayati bir kalkan görevi görüyor. Komuta görevinin altı aylık rotasyonlarla dönüşümlü olarak üç ülke arasında yürütülmesi, ortak sorumluluk bilincini pekiştirirken, kritik sualtı altyapılarının güvenliğine de büyük katkı sağlıyor. Hâlihazırda komutası ülkemizde olan bu güç, bölgenin güvenliği için somut adımlar atmaya devam ediyor.
Asılsız İddialara Ankara’dan Net Yanıt: C-130 Gerçeği
Diplomatik arenadaki bu yoğunluk sürerken, ne yazık ki bazı siyasi çevrelerden gelen asılsız iddialar, kamuoyunu yanıltma çabasına dönüşebiliyor. Geçtiğimiz yıl 11 Kasım 2025’te Azerbaycan-Gürcistan sınırında düşen C-130 uçağımızla ilgili olarak, bir siyasi parti genel başkanının Türk Silahlı Kuvvetlerimizi hedef alan açıklamaları, MSB tarafından ‘açık bir dezenformasyon’ olarak nitelendirildi. Otuz yıldan fazladır bu bürokrasinin dilini okuyan biri olarak söylemeliyim ki, bu denli sert bir ifade, durumun ciddiyetini açıkça ortaya koyuyor. Özellikle şehit sayısının dahi yanlış ifade edildiği, hiçbir somut veriye dayanmayan bu açıklamalar, Türk Silahlı Kuvvetlerimizi yıpratmaya yönelik art niyetli bir yaklaşımın ürünü. Kaza ile ilgili teknik inceleme tüm detaylarıyla ve titizlikle yürütülüyor. Unutmayalım ki, milli güvenliğimizi ilgilendiren konularda spekülatif yorumlara değil, resmi makamlardan gelecek şeffaf ve somut açıklamalara itibar etmek, hepimizin sorumluluğu. Nitekim konuyla ilgili suç duyurusunda bulunulmuş ve yasal süreç başlatılmış durumda. Ankara, hem Karadeniz’de stratejik adımlar atarken, hem de içeride dezenformasyonla mücadele konusunda kararlılığını sürdürüyor.






