İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Türkiye siyasetinin ve yerel yönetimler gündeminin odağında yer alan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer hakkında verdiği 6 yıl 3 aylık hapis cezasının hukuksal temelini 121 sayfalık devasa bir gerekçeli kararla kamuoyuna sundu. Sadece bir mahkumiyet kararı değil, aynı zamanda terör örgütünün sivil ve siyasi alandaki nüfuz çabalarına dair önemli bir projeksiyon tutan bu belge; sanığın PKK/KCK ile kurduğu ilişkinin bir tesadüf değil, ‘süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik’ arz eden organik bir hiyerarşi olduğunu iddia ediyor.
Finansal Trafik ve ‘Kent Uzlaşısı’ Kavramının Hukuki Analizi
Kararın en çarpıcı bölümlerinden birini, Ahmet Özer’e yönelik para transferleri oluşturuyor. Mahkeme, sanığın ve tanık M.S.Ö.’nün ‘seçim kampanyası yardımı’ ve ‘akrabalık desteği’ yönündeki savunmalarını, hayatın olağan akışına aykırı bularak reddetti. Özellikle transferlerin dolar cinsinden yapılması ve bu meblağların kısa süre içinde el değiştirmesi, yargı heyeti tarafından ‘profesyonel bir finansal döngü’ olarak yorumlandı. Kararda, bu para trafiğinin kamuoyunda tartışılan ‘Kent Uzlaşısı’ kavramıyla doğrudan ilintili olduğu, ekonomik desteğin kişisel bir yardımdan ziyade örgütsel bir stratejinin parçası olduğu kanaati vurgulandı. Gizli tanık ‘Hermes’ ve tanık H.B.A.’nın ifadeleriyle pekiştirilen bu tablo, finansal hareketliliğin siyasi bir meşruiyet kılıfına sokulmaya çalışıldığını ortaya koyuyor.
Dijital Bellekten Sızan ‘Demokratik Özerklik’ Ajandası
Mahkemenin dikkat çektiği bir diğer kritik veri ise 2016 yılında Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde ele geçirilen dijital dokümanlar oldu. Bir flash bellek içerisinden çıkan veriler, Ahmet Özer’in akademik kimliğini örgüt ideolojisiyle harmanladığına dair ciddi bulgular sunuyor. Gerekçeli kararda; sanığın bazı akademisyenleri yönlendirerek ‘Demokratik Özerklik’ projesine katkı sunmaya çalıştığı, örgüt elebaşının kitapları üzerinden bir perspektif geliştirilmesini teşvik ettiği ve bu iradenin ilgili makamlara raporlandığı belirtiliyor. Bu durum, mahkemece sanığın sadece bir sempatizan değil, örgütün ideolojik inşasında aktif rol alan bir ‘akademik akıl’ olarak hiyerarşiye dahil olduğu şeklinde yorumlandı. HTS kayıtları ve Mebya-Der ziyareti gibi ek bulgularla birleşen bu veriler, sanığın örgütsel aidiyetinin vicdani kanaatle kesinleştiğini tescilledi.






