Türkiye’deki toplumsal muhalefet unsurlarının; kendi siyasi temsilcileri, basın mensupları, akademisyenleri, sanat camiası ve nihayetinde kendi kamuoyu yönlendiricileri tarafından suistimal edildiği yönündeki iddialar gündemdeki yerini koruyor.
Yaşanan her yeni kriz ve skandalda bu durumun tekrarlandığı belirtilirken, son olarak Haluk Levent’in yönetim kurulu başkanlığını üstlendiği Ahbap Derneği hakkında yürütülen adli soruşturma süreci de bu duruma örnek gösteriliyor.
Ahbap Derneği Soruşturması ve Yardımların Akıbeti
İhtiyaç sahiplerine ulaştırılması amacıyla toplanan bağış ve yardımların, derneğin resmi banka hesaplarına dahi intikal etmeden “başka gayelerle” kullanıldığı iddia ediliyor. Patlak veren adli sürecin ve iddiaların boyutlarına ilişkin tartışmalar sürerken, yargı organlarının incelemesinde olan usulsüzlük iddialarının büyüklüğü dikkat çekiyor.
Gündeme gelen adli iddiaların teknik detaylarından ziyade, toplumsal muhalefetin sürekli olarak suistimal edilmesi ve bu durumu yönlendiriren aktörlerin rolleri kamuoyunda kritik bir tartışma başlığı oluşturuyor.
Demokratik sistemlerde, aynı siyasi partinin uzun süre iktidarda kaldığı dönemlerde muhalif kesimlerin daha sıkı bir örgütlenme içine girmesi doğal bir süreç olarak kabul ediliyor. AK Parti’nin 23,5 yıldır iktidarda bulunduğu Türkiye’de de toplumsal muhalefet, farklı partilere oy verseler dahi temel odak noktalarını iktidar karşıtlığı üzerinden birleştirdi.
Kurtarıcı Arayışı ve Yaşanan Hayal Kırıklıkları
Destekledikleri siyasi aktörlerin ve partilerin girdiği seçimleri kaybetmesi neticesinde muhalif seçmen kitlesi, uzun süre yeni bir lider ve kurtarıcı figür arayışına yöneldi. Bu süreçte öne çıkan ya da muhalif söylemlerle dikkat çeken her isme doğrudan bir kurtarıcı misyonu yüklendi.
Ancak umut bağlanan liderler, siyasetçiler, sivil toplum yöneticileri ve kanaat önderleri her başarısızlıkta ya da usulsüzlük iddiasında destekçilerini hayal kırıklığına uğrattı. Bu durum, muhalif kitlelerde derin bir öfke, çaresizlik ve mutsuzluk havasının oluşmasına zemin hazırladı.
Gerçekte ise yaşanan öfke ve umutsuzluk, kitlelerin bizzat kendi beklentilerinden kaynaklanıyordu. Çünkü kahramanlaştırılan pek soul ismin adı yolsuzluk, rüşvet ve benzeri iddialarla anılmaya başlandı. Dün büyük bir coşkuyla öne çıkarılan figürler, ertesi gün aynı kitleler tarafından sert suçlamalarla karşı karşıya kaldı.
Sorunun kaynağında kamuoyunu yönlendiren figürlerin bulunmasına rağmen, sorumluluğu üstlenmekten kaçınan bu aktörler suistimal sürecini devam ettirdi. Kahraman ilan edilen kişilerle menfaat ilişkileri kuran yönlendiriciler, Ahbap Derneği ve başkanı Haluk Levent hakkındaki iddialar gün yüzüne çıkana kadar bu döngüden faydalanmayı sürdürdü.
6 Şubat Depremi ve Algı Yönetimi İddiaları
Son yaşanan gelişmelerde de muhalif kesimlerin enerjisinin, belirli yönlendiriciler tarafından kişisel ve kurumsal menfaatler doğrultusunda manipüle edildiği iddia ediliyor. Kamusal alandaki söylemleri belirleyen bu aktörlerin, toplumun iktidar karşıtı hassasiyetlerini kendi amaçları doğrultusunda kullandığı ileri sürülüyor.
Özellikle 6 Şubat depremlerinin ardından, devlet kurumlarının yetersiz ve güvensiz olduğu algısını yaymak amacıyla bir kampanya yürütüldüğü iddia ediliyor. Kızılay başta olmak üzere kamu kurumlarının itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı bu süreçte, iktidarın kriz yönetiminde başarısız olduğu teması işlendi.
Bu dönemde eldeki tek alternatif olarak görülen Haluk Levent ve Ahbap Derneği’nin, iktidar karşıtı bir sembol haline getirilerek kahramanlaştırıldığı belirtiliyor. Yardım faaliyetleri üzerinden toplumsal hassasiyetlerin siyasallaştırıldığı ve bağış tercihlerinin birer siyasi sadakat gösterisine dönüştürüldüğü savunuluyor.
“Devlet Yok” Algısı ve Yargıya Taşınan İddialar
Televizyon ekranlarında ve sosyal medyada, geçmişte hukuki sorunlar yaşamış isimlerin dahi devlet kurumlarından daha güvenilir olduğu yönünde yayınlar yapıldığı ifade ediliyor. İnandırıcılık sağlamak adına ilk etapta “devletin bölgede bulunmadığı” yönünde haberler servis edildiği, ardından ise alternatif derneklerin sahada tek güç olduğu algısının işlendiği iddia ediliyor. Oysa devlet organlarının ve binlerce sivil toplum kuruluşunun deprem bölgesinde aktif şekilde çalıştığı gerçeğinin sahada bizzat yaşandığı aktarılıyor.
Oluşturulan bu söylem çerçevesinde Ahbap Derneği ve Haluk Levent’in bir sembol haline getirildiği, duruma yönelik eleştirel yaklaşanların ise toplumsal dayanışmaya karşı olmakla suçlandığı ifade ediliyor.
Günümüzde ortaya çıkan adli gelişmeler doğrultusunda, o dönemde “devlete karşı sivil örgütlenme” söylemiyle hareket eden sanatçı, gazeteci ve siyasetçilerin topluma karşı bir özür borçlu olduğu ifade ediliyor. Muhalif enerjinin kişisel ya da kurumsal çıkarlar doğrultusunda kullanılmasının son bulması gerektiği vurgulanıyor.
Toplumsal muhalefetin vicdani duygularının, siyasi mühendislik projelerine veya kişisel menfaat hesaplarına alet edilmemesi gerektiği, usulsüzlük iddialarına karışan tüm sorumluların adalet önünde hesap vermesi gerektiği belirtiliyor.
Kaynak: Sabah






