Yargı Koridorlarında Kan Donduran Olayın Yeni Perdesi
İstanbul Adliyesi’nin soğuk koridorları, 13 Ocak’ta yaşanan dehşet verici bir olayla sarsılmıştı. Cumhuriyet Savcısı Muhammed Çağatay Kılıçarslan (33), meslektaşı Hâkim Aslı Kahraman’ı (45), makam odasında silahla vurmuştu. Neyse ki Hâkim Kahraman bu saldırıdan yaralı olarak kurtuldu. Ancak adliyenin yüksek duvarları arasında yankılanan bu kurşun sesi, sadece bir silahlı saldırının ötesinde, hukukun ve insan ilişkilerinin karmaşık düğümlerini gözler önüne serdi. Olayın ardından tutuklanan Savcı Kılıçarslan hakkında, ‘kadına karşı kasten öldürmeye teşebbüs’ten, ‘ısrarlı takip’e kadar pek çok ağır suçlamayla, 20 yıldan 42 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Bu hafta İstanbul 35’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, sanık savcının savunması, olayın nedenleri üzerine çok daha derin ve tartışmalı bir pencere araladı.
Sanığın Savunması: “Bu Bir Aşk Hikayesi” Tezi
Tutuklu sanık Muhammed Çağatay Kılıçarslan, mahkeme huzurunda yaptığı savunmada, herkesin merak ettiği ‘neden?’ sorusuna şaşırtıcı bir yanıt getirdi. Kılıçarslan, eylemini bir ‘kadına karşı işlenmiş suç’ olarak görmediğini, aksine bunun ‘tamamen bir aşk hadisesi’ olduğunu iddia etti. Savunmasında, müşteki Hâkim Kahraman ile evlilik isteği olduğunu, ancak yaşanan olayların kendisini bu karardan soğuttuğunu belirtti. Özellikle, Hâkim Kahraman’ın hamile kalıp kürtaj olmasının ardından ciddi bir psikolojik baskı yaşadığını ve kendisinin de Kahraman’a âşık olduğunu öne sürdü. İkinci bir hamilelik iddiasıyla hararetlenen tartışmada, müştekinin çantasına hamle yapmasından dolayı silah çekeceğini düşünerek bacağına doğru ateş ettiğini söyledi. Kılıçarslan’ın ‘onu öldürmek istesem kafasına tek kurşunla öldürebilirdim’ sözleri, salonda buz gibi bir sessizliğe neden olurken, kadın örgütlerinin duruşmaya katılımına rağmen bu savunmayı sürdürmesi dikkat çekti. Bu savunma, hukuki ve toplumsal vicdanda, şiddet eylemlerini ‘aşk’ kisvesi altında meşrulaştırma çabası olarak nasıl yankılanacak, merak konusu.
Mağdur Hakimin Çığlığı: “Öfkeden Gözü Dönüyor”
Peki, olayın diğer kahramanı, yaralı hâkim Aslı Kahraman bu ‘aşk hikayesi’ anlatısına ne diyor? Mahkemedeki ifadesi, sanık Kılıçarslan’ın romantize etmeye çalıştığı tabloyu yerle bir etti. Kahraman, ilişkileri bitmesine rağmen sanığın kendisini sürekli rahatsız ettiğini, tüm engelleme çabalarına rağmen işyerine gelmeye devam ettiğini anlattı. Uzun bir süre tedirgin bir şekilde, kapısını kilitleyerek çalışmak zorunda kaldığını belirten Hâkim Kahraman, “Sanığın ne kadar öfkeli bir insan olduğunu biliyorum, öfkelenince gözü hiçbir şeyi görmüyor. Tüm suçlar bakımından sanıktan şikâyetçiyim” diyerek, eylemin planlı olmadığını iddia eden savunmayı çürüttü. Bu ifade, Kılıçarslan’ın ‘ısrarlı takip’ ve ‘tehdit’ suçlamalarının temelini oluştururken, yargının kendi içinde bile bir kadının maruz kalabileceği şiddet ve taciz döngüsünün acı bir örneğini teşkil ediyor.
Adalet Terazisinde Ne Tartılıyor?
Bu dava, sadece iki hukuk insanının kişisel hesaplaşması olmanın ötesine geçiyor. Bir savcının, bir hâkimi adliye koridorlarında vurması, yargı sisteminin güvenliğini ve itibarını derinden sarsan bir olay. Sanığın savunmasında dile getirdiği ‘aşk hikayesi’ tezi ise, son yıllarda kadına yönelik şiddet davalarında sıkça karşılaşılan, eylemin ciddiyetini hafifletme ve sorumluluğu mağdura yükleme çabasının bir yansıması olarak görülüyor. Ancak ‘kasten öldürmeye teşebbüs’, ‘ısrarlı takip’ ve ‘işyeri dokunulmazlığını ihlal’ gibi suçlamalar, hukukun bu tür savunmaları ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor. Adalet, bu trajik olayın arka planındaki ‘neden’leri titizlikle aydınlatmak ve her iki tarafın iddialarını enine boyuna tartmak zorunda. Bu dava, yargının kendi içinde bile oluşabilecek bu tür karanlık senaryolar karşısında ne kadar dirençli olduğunu, topluma bir kez daha kanıtlama fırsatı sunuyor.






