Şirinevler’deki bir otel odasında yaşanan trajedi, yalnızca bir cinayet haberi olmanın çok ötesinde. Bu olay, aslında yıllardır dile getirilen ancak çözüm bulunamayan derin bir toplumsal sorunun, kanayan bir yaranın acı bir yansıması. Görünen o ki, 3 Mart Cuma günü akşamüzeri 19.25 sularında ortaya çıkan bu kahredici tablo, pek çok ‘eğer’ ve ‘keşke’yi de beraberinde getiriyor. Her şey, öğleden sonra saat 13.30’da başladı. Salih B. ve Yonca Kölge’nin otelin 305 numaralı odasına birlikte giriş yapmasıyla, talihsiz bir randevunun ilk adımı atılmış oldu. Ancak saatler 17.55’i gösterdiğinde, Salih B.’nin otelden tek başına ayrılışı, aslında geri dönülmez bir felaketin kapısını araladı.
Otel Odasındaki Kanlı Randevu ve Acı Gerçekler
Saatler ilerledikçe Yonca Kölge’den haber alamayan bir yakınının emniyet güçlerine yaptığı ihbar, dehşeti ortaya çıkaran ilk kıvılcım oldu. Polis ekipleri, hızla Bahçelievler’deki otele yöneldiğinde, karşılaştıkları manzara kan dondurucuydu. Yonca Kölge’nin cansız bedeni, odada bıçaklanmış halde bulundu. Olay yeri inceleme ekipleri, titiz bir çalışma yürüterek tüm detayları kayıt altına alırken, genç kadının otopsi için Adli Tıp Kurumu morguna kaldırılması, yaşanan trajedinin resmiyet kazanan ilk adımıydı. Adli Tıp’taki işlemlerin ardından, abisi ve kardeşine teslim edilen Yonca Kölge, pazar günü öğlen namazı sonrası İstanbul’da toprağa verildi. Bu sadece bir ölüm haberi değil, aynı zamanda güvenliğin, adaletin ve özellikle de kadınların yaşam hakkının ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha gösteren bir uyarıcı niteliğinde.
Sistemdeki Çatlak: Bir Salıverme Kararının Gölgesinde Cinayet
Soruşturma derinleştikçe, olayın sadece bir otel cinayeti olmadığı, arkasında çok daha karmaşık ve eleştirel bir hikayenin yattığı anlaşıldı. Yonca Kölge ile otele giriş yapan ve yaklaşık 4 saat 25 dakika sonra otelden yalnız ayrılan kişinin, Kölge’nin üç yıl önce boşandığı eski eşi Salih B. olduğu ortaya çıktı. Ancak bu ismin ortaya çıkmasıyla birlikte, olayın vahameti daha da arttı. Salih B.’nin geçmişinde “kasten yaralama” ve “hırsızlık” gibi ciddi suç kayıtlarının bulunması ve en kritik detaylardan biri olarak açık cezaevinden izne çıkarılmış olması, bir sistem zaafiyetine işaret ediyor. İşte tam da bu noktada, “işte bu yüzden kaybediyoruz” dediğimiz tablo tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor. Adli sicili kabarık bir şüphelinin, potansiyel bir risk unsuru olarak görülmesi gereken bir durumda serbest kalması, toplumun ve özellikle de mağdurların korunması noktasında ciddi soru işaretleri yaratıyor.
İddialara göre, Salih B. izne çıktığı bu süreçte Yonca Kölge’yi “barışmak” amacıyla otele çağırdı. Ancak bu buluşma, kısa sürede şiddetli bir tartışmaya dönüştü. Ve ne yazık ki, tartışma kanlı bir sonla noktalandı. Salih B., eski eşini bıçakladıktan sonra olay yerinden kaçtı. Bu kaçış anı, otelin güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı; belki de yaşanan dehşetin ve pişmanlığın (ya da pişmanlık yokluğunun) soğuk kanlı bir kaydı olarak tarihe geçti. Bir kadının hayatı, ne yazık ki bu tür bir tartışmanın ve sistemsel boşlukların kurbanı oldu.
Adaletin Peşinde ve Toplumsal Yansımalar
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, bu trajedinin faillerini yakalamak için adeta zamanla yarıştı. Yürütülen titiz çalışmalar sonucunda, cinayeti işlediği tespit edilen eski koca Salih B. ile birlikte, kendisine yardım ettikleri belirlenen Burhan B. ve Mehmet B. kısa sürede yakalanarak gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından, üç şüpheli de bugün adliyeye sevk edildi. Adaletin tecelli etmesi için yargı süreci başlamış olsa da, bu olay bizlere yalnızca bir cinayetin hikayesini değil, aynı zamanda toplumsal şiddetin, kadın cinayetlerinin ve adli sistemdeki potansiyel boşlukların acı sonuçlarını da hatırlatıyor.
Bu gibi vakalar, toplumda derin bir güvensizlik duygusu yaratıyor. Kadınların kendilerini güvende hissetme hakkı, ne yazık ki bu tür olaylarla her gün biraz daha zedeleniyor. Devletin ve ilgili kurumların, özellikle riskli profildeki kişilerin takibi ve mağdurların korunması konusunda daha etkin, daha önleyici mekanizmalar geliştirmesi elzem hale gelmiştir. Aksi takdirde, her yeni cinayet, “işte bu yüzden kaybediyoruz” diyeceğimiz yeni bir halka ekleyecektir bu acı tabloya.






