MENÜ
18 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 46,4510 ▲ %0,18
EURO 53,3305 ▼ %0,32
ALTIN 6.374,53 ▲ %0,47

AB ile Göç Mutabakatı: Türkiye’nin Beklentileri Neden Havada Kaldı?

Avrupa Kapılarında Sığınmacı Krizi ve Türkiye’nin Kritik Rolü

2016 yılında Türkiye ile Avrupa Birliği arasında imzalanan göç mutabakatı, aradan geçen bunca yıla rağmen halen bölge gündemimizin en sıcak başlıklarından biri. Hatırlayın, o dönemde Avrupa kıtası, Suriye’deki iç savaş başta olmak üzere çeşitli nedenlerle evlerinden olan milyonlarca insan akınıyla karşı karşıyaydı. Akdeniz’de yaşanan trajediler, Avrupa şehirlerinde artan sığınmacı sayıları ve insani krizin boyutları, bir çözüm arayışını zorunlu kılmıştı. İşte tam da bu noktada, hem coğrafi konumu hem de ev sahipliği yaptığı milyonlarca sığınmacı ile Türkiye, kilit bir ortak olarak masaya oturdu. Bu anlaşma, Avrupa’ya yönelik düzensiz göç akışını büyük ölçüde frenlemesiyle AB için adeta can simidi görevi gördü.

Mutabakatın temel amacı, Ege Denizi üzerinden Avrupa’ya geçişleri durdurmak ve düzensiz göçmenleri Türkiye’de tutarak, AB’nin üzerindeki yükü hafifletmekti. Gerçekten de bu amaç büyük ölçüde gerçekleşti ve Avrupa Birliği, sınırlarını kontrol altına alma konusunda önemli bir nefes aldı. Ancak bu anlaşmanın Türkiye için vadedilen faydaları, ne yazık ki kağıt üzerinde kalmaya mahkum oldu. Anlaşmanın imza edildiği günlerde kamuoyuna duyurulan, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, vize serbestisi ve AB üyelik müzakerelerinin canlandırılması gibi başlıklar, aradan geçen sürede somut bir netice doğurmadı.

Vaatler ve Gerçekler: Ankara’nın Beklentileri Boşa mı Çıktı?

Mutabakatın imzalandığı günlerde, Türkiye için en büyük beklentilerden biri, Türk vatandaşlarına Schengen bölgesinde vize serbestisi getirilmesiydi. Yıllardır gündemde olan bu konu, iş dünyasından öğrencilere, turizmcilerden aile ziyaretlerine kadar pek çok kesim için büyük bir umut kaynağıydı. Ancak ne yazık ki bu vaat, gerekli koşulların yerine getirilmesine rağmen siyasi engellere takıldı ve bir türlü hayata geçirilemedi. Vatandaşlarımız hala AB ülkelerine seyahat etmek için vize çilesi çekiyor, bu durum özellikle yerel ekonomimiz ve sosyal ilişkilerimiz üzerinde hissedilir bir yük oluşturuyor.

Bir diğer önemli başlık ise, Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği’nin güncellenmesiydi. On yıl önce taahhüt edilen bu gelişme, Türkiye ekonomisi için büyük potansiyel taşıyordu. Ticaret hacminin artması, yeni pazarlara erişim ve yatırım ortamının iyileşmesi gibi beklentiler mevcuttu. Ancak AB Konseyi, Komisyon’a müzakerelere başlama yetkisi vermediği için, bu güncel ve daha kapsayıcı ticaret anlaşması hiçbir zaman masaya yatırılamadı. Bu durum, yerel sanayicilerimiz ve ihracatçılarımız için kaçırılmış bir fırsat anlamına geliyor, rekabet gücümüzü olumsuz etkiliyor.

Mali Destekler ve Mutabakatın Geleceği

Mutabakatın mali boyutu, her ne kadar AB tarafından önemli bir kalem olarak sunulsa da, Türkiye’nin sığınmacılara yönelik harcamalarının yanında devede kulak kalıyor. AB, mutabakat gereği Türkiye’deki Sığınmacılar İçin AB Mali İmkânı (FRIT) kapsamında iki dilim halinde 6 milyar Euro’luk finansman sağladı. Bu fonlar, doğrudan sığınmacıların barınma, sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçları için kullanıldı. Sonrasında ek kaynaklarla birlikte 2016’dan bu yana AB’nin toplam mali desteği 12 milyar Euro seviyesine ulaştı. En son olarak da 2025-2027 dönemi için yaklaşık 1.2 milyar Euro’luk bir destek kararı alındı.

Ancak bu mali destek, Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı milyonlarca sığınmacı için ayırdığı kendi kaynaklarının yanında sembolik kalıyor. Üstelik bu yardımlar, Türkiye’nin kendi kalkınma hedeflerine veya bahsi geçen Gümrük Birliği gibi ekonomik kazanımlarına yönelik değil, doğrudan sığınmacı yükünü hafifletmeye odaklanmış durumda. Mutabakatın ilk yıllarındaki canlılığı ve gündemdeki yeri, geçen zamanla birlikte azaldı. AB yetkilileri siyasi olarak iptal edilene dek belgenin geçerli olduğunu savunsa da, değişen bölgesel ve küresel dengelerle birlikte anlaşmanın ruhu ve işlevi tartışmalı hale geldi. Halkın gözünde ise, karşılıklı çıkar dengesinin AB lehine bozulduğu, Türkiye’nin beklentilerinin karşılanmadığı bir ‘iyi niyet’ anlaşması olarak algılanıyor. Bu da mutabakatın geleceği üzerine ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir