Sarıyer’deki Trajik Olay ve İlk Şüpheler
İstanbul’un gözde semtlerinden Sarıyer’de, 28 Ekim 2025 tarihinde yaşanan yürek burkan bir olay, kamuoyunun dikkatini çekti. Sağlık ekiplerine yapılan bildirimde, 85 yaşındaki Aysel Yaman’ın düşme sonucu hastaneye kaldırıldığı ve ne yazık ki kalbinin durduğu belirtildi. Olay yerindeki ilk incelemeler ve hastane kayıtları, bu trajik kaybın ardından hızla bir soruşturma sürecini başlattı. Merhumenin iş insanı ve ekonomist oğlu İskender Yaman ile yapılan ilk görüşmelerde, annesini bahçede yerde bulduğunu ve derhal sağlık ekiplerini çağırdığını ifade etti. Ancak bu trajik olayın ardında yatan gerçekler, ilk başta sanıldığından çok daha karmaşık ve derin bir hikaye barındırıyordu. İskender Yaman’ın ‘şüpheli’ sıfatıyla gözaltına alınması ve ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılması, aslında fırtına öncesi sessizliği temsil ediyordu.
Çelişen İfadeler ve Bilirkişi Raporunun Sarsıcı Detayları
İskender Yaman’ın emniyette verdiği ifadede, aracıyla otoparktan çıkarken bir ses duyduğunu ve annesini yerde oturur vaziyette bulduğunu belirtmesi, olayın seyrini değiştiren kritik bir an oldu. Otoparkta yaşanan bu durum, ilk başta bir kaza senaryosu izlenimi yaratsa da, olayın derinliklerine inildikçe, çelişkili detaylar su yüzüne çıkmaya başladı. Özellikle, bağımsız bir bilirkişi tarafından hazırlanan rapor, İskender Yaman’ın anlatımlarıyla ciddi bir uyuşmazlık gösterdi. Rapor, yaşanan olayda İskender Yaman’ın ‘asli kusurlu’ olduğunu açıkça ortaya koydu. Bu tespit, meselenin basit bir talihsiz düşme vakası olmaktan çok öteye geçtiğini, daha karmaşık ve belki de kasıtlı bir durumun varlığını işaret ediyordu. Bir yandan aile bireylerinin beyanları, diğer yandan hukuki ve teknik incelemelerin bulguları, olay örgüsüne bambaşka bir boyut kazandırdı. Bu rapor, yargı süreci için bir dönüm noktası teşkil etti.
60 Milyonluk Mirasın Gölgesinde Cinayet Şüphesi
Aysel Yaman’ın kızı Leyla Akkuş, annesinin ölümünün ardında sadece bir düşme veya kaza değil, aksine bir cinayet şüphesi ya da en azından ‘bilinçli taksir’ olduğunu iddia ederek kardeşine karşı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Leyla Akkuş’un avukatı Mert Erdoğan tarafından savcılığa sunulan dilekçe, olayın gerçek yüzünü ifşa eden çarpıcı iddialar içeriyordu. Dilekçede, 112 Acil Servis’e yapılan ilk bildirimin ‘düşme’ şeklinde yapıldığı, ‘araba çarpması’ bilgisinin ise gizlendiği vurgulandı. Bu durumun, Aysel Yaman’ın yanlış bir tedavi süreciyle karşı karşıya kalmasına neden olduğu ve farklı bir sevk ya da müdahale ile hayatta kalma ihtimalinin olabileceği öne sürüldü. Bu iddia, olaya basit bir kaza gözüyle bakılmasının imkansızlığını ortaya koyarak, İskender Yaman’ın hareketlerinde taksir değil, kast unsurunun aranması gerektiğini savundu.
Ancak meselenin özü sadece bu iddialarla sınırlı değildi. Dilekçe, İskender Yaman’ın uzun yıllardır annesi ve babasını diğer aile üyelerinden uzak tuttuğu, onlarla temas kurmalarına engel olduğu yönündeki aile içi çatışmaları da gün yüzüne çıkardı. En önemli iddia ise, trajik olayın ardında yatan büyük bir miras kavgasıydı. Avukat Erdoğan, Aysel Yaman’ın oldukça varlıklı bir kadın olduğunu ve İskender Yaman’ın, müvekkili Leyla Akkuş’un satın alıp annesine devrettiği taşınmazlara haksız bir şekilde el koyduğunu belirtti. Bu taşınmazların toplam değerinin 60 milyon lirayı bulduğu ve İskender Yaman aleyhine devam eden bir davanın bulunduğu bilgisi, tüm bu karmaşık düğümü çözebilecek kilit rol oynuyordu. Aysel Yaman’ın mahkemede yeminli ifade vermesinin, İskender Yaman’ı zor durumda bırakacağı ve bu büyük servetin gerçek sahibinin ortaya çıkacağı günler yaklaşırken, yaşanan bu ölüm, adeta bir gölge düşürdü. Dahası, İskender Yaman’ın annesinin vefatından sadece bir gün önce davanın görüldüğü mahkemeden dosyanın tüm fotokopilerini istemesi, tesadüfü aşan şüpheli bir durum olarak kayıtlara geçti. Tüm bu deliller, olayın sıradan bir kaza olmadığı, aksine büyük bir mirasın ve karmaşık aile ilişkilerinin ortasında cereyan eden bir trajedi olduğu düşüncesini güçlendirdi.
Vasiyet Savaşları ve Kayıp Baba Endişesi
Leyla Akkuş’un suç duyurusuyla birlikte, ailenin yaşadığı dramın boyutları daha da derinleşti. Akkuş, kardeşinin anne ve babalarının mal varlıklarının bir kısmına haksız yere el koyduğunu ileri sürerek Sulh Hukuk Mahkemesi’ne yeni bir dava açtı. Leyla Akkuş ve diğer kardeşleri, sağ kalan babalarına vasi olarak atanmak istediklerini belirtti. Zira babalarının da İskender Yaman tarafından adeta ‘kaçırıldığını’ iddia eden kardeşler, yaşlı adamın can ve mal güvenliğinden ciddi endişe duyduklarını dile getirdiler. Mahkeme, bu iddialar üzerine, babanın hastaneye sevk edilerek akli melekelerinin yerinde olup olmadığına dair detaylı bir rapor alınmasına karar verdi. Bu durum, sadece bir annenin şüpheli ölümü etrafında dönen bir vaka olmaktan çıkıp, tüm bir ailenin miras, kontrol ve manipülasyon girdabına sürüklendiğini gösterdi. Yaşlı ve savunmasız bireylerin, mal varlıkları uğruna aile içinde nasıl büyük çatışmaların ortasında kalabileceğini bir kez daha acı bir şekilde ortaya koydu. Bu dava, toplumda yaşlılara yönelik şiddet ve istismarın, özellikle miras ve maddi çıkarlar söz konusu olduğunda ne denli korkunç boyutlara ulaşabileceğinin de trajik bir örneği olarak hafızalara kazındı.






