Diplomaside Dev İttifak: 8 Ülke Tek Ses
Ortadoğu ve İslam dünyasının diplomatik dengeleri, Kudüs’te yaşanan son gelişmelerle birlikte yeni bir safhaya evrildi. Türkiye, Mısır, Ürdün, Endonezya, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden oluşan sekizli blok, İsrail’in Mescid-i Aksa ve Batı Şeria’daki faaliyetlerine karşı tarihi bir ortak bildiriye imza attı. Bu metin, alışılagelmiş ‘kınama’ mesajlarının ötesinde, uluslararası hukukun çiğnenen maddelerini bir bir sıralayarak dünyaya aslında neyin yaşandığını hatırlatıyor. Kutsal mekanların tarihi statüsünün sistematik olarak aşındırılması, sadece yerel bir mesele değil, milyarlarca insanın inanç dünyasına yönelik bir meydan okuma olarak nitelendiriliyor.
Mescid-i Aksa’nın 144 Dönümlük Hukuku
Yayımlanan metinde en dikkat çekici vurgulardan biri, Mescid-i Aksa/Harem-i Şerif’in 144 dönümlük alanının tamamının istisnasız bir şekilde sadece Müslümanlara ait olduğu gerçeğiydi. İsrailli bakanların ve yerleşimcilerin polis koruması altında avluya girerek bayrak açması, bildiride ‘provokasyon’ olarak kodlandı. Burada asıl kritik nokta, Ürdün Evkaf ve İslami İşler Bakanlığına bağlı Kudüs Vakıfları Dairesi’nin bölgedeki tek yetkili merci olduğunun yeniden teyit edilmesi. Bu durum, bölgedeki yönetim erkinin kime ait olduğunun uluslararası hukuk nezdinde altının kalın çizgilerle çizilmesi anlamına geliyor. Haşimi himayesinin tarihi rolü, bu karmaşık yapıda dengenin korunması için adeta bir kilit taşı işlevi görüyor.
Batı Şeria’da Yeni Yerleşim Birimleri ve Adalet Divanı
Sekiz ülkenin ortak metni, sadece Mescid-i Aksa ile sınırlı kalmadı; aynı zamanda Batı Şeria’daki tehlikeli tırmanışa da ışık tuttu. İsrail’in 30’dan fazla yeni yasa dışı yerleşim birimi kararı, Uluslararası Adalet Divanı’nın 2024 yılındaki istişari görüşüne aykırı bir hamle olarak kınandı. Okullara, çocuklara ve sivil halka yönelik artan yerleşimci şiddeti, diplomatik dilde ‘insancıl hukukun ağır ihlali’ olarak kayda geçti. Bakanlar, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde hiçbir egemenlik hakkı bulunmadığını net bir şekilde ifade ederek, Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkının önündeki engellerin kaldırılmasını talep etti.
Çözüm İçin Siyasi İrade Çağrısı
Açıklamanın son bölümünde, uluslararası topluma yasal ve ahlaki sorumluluklarını hatırlatan sekiz ülke, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin hayata geçirilmesinin tek çözüm yolu olduğunu vurguladı. Statükoyu değiştirmeye yönelik her türlü girişimin reddedildiği bu sert bildiri, bölgedeki gerilimi düşürme çabalarının ancak hukuka saygı duyulmasıyla mümkün olabileceğini gösteriyor. Artık diplomasi masasında ‘kararlı tutum’ alma zamanının geldiği, bu geniş katılımlı ittifakla tüm dünyaya ilan edilmiş oldu. Bölgenin istikrarı, bir halkın yerinden edilmesine yönelik her türlü adımın kategorik olarak reddedilmesine bağlı görünüyor.






