MENÜ
21 Haziran 2026 Pazar
DOLAR 46,4792 ▼ %0,02
EURO 53,3552 ▲ %0,15
ALTIN 6.205,50 ▼ %1,30

5 Günlük Bebeğin Kırık Kemikleri: Hemşirenin Annelik Savunması Neyi Saklıyor?

Umutların Karardığı An: Yenidoğan Ünitesinde Vahşet İddiası

Bir hastane, her şeyden önce umudun, şifanın ve en kırılgan anlarımızda sığınılacak bir liman olmalı, değil mi? Özellikle de yenidoğan ünitesi… Hayatın en taze filizlerinin, annelerin ve babaların umut dolu bakışlarının buluştuğu o kutsal mekan. Ancak Kahramanmaraş’tan gelen ve yargı koridorlarında yankılanan bir olay, bu kutsal algıyı derinden sarstı. 26 Mayıs 2021 tarihinde yaşanan ve bir hemşirenin 5 günlük bir bebeğe şiddet uyguladığı iddiasıyla başlayan soruşturma, aradan geçen yıllara rağmen vicdanları hala derinden yaralıyor. Deniz Esin Bozoklar adındaki minicik bir yavrunun, hayatının henüz beşinci gününde, ona bakmakla yükümlü bir elden şiddet gördüğü anlara dair görüntülerin ortaya çıkması, toplumu şoke etmişti. O anlar, sadece bir dava dosyasının parçası olmanın ötesinde, insanın insana duyduğu güvenin temelinden sarsıldığı bir dönüm noktasıydı.

Annelik Maskesi mi, Çaresiz Bir Çığlık mı?

Şiddet iddialarının merkezindeki hemşire H.D.B. hakkında tutuklama kararı verilmiş ve dava süreci başlamıştı. Bugün Kahramanmaraş 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, sanık hemşirenin savunması ise adeta bir paradoks sunuyordu: “Ben de bir anneyim, evladımın yanında olmalıyım” sözleri, minicik bir bebeğin kırık kemikleriyle ilgili suçlamaların gölgesinde yankılandı. Bu çelişki, akıllara pek çok soru getiriyor. Kendi evladına duyduğu şefkatin, henüz beş günlük bir başka cana neden uzanmadığı, ya da uzanan ellerin neden şifa değil de acı verdiği sorusu, sadece yargı salonunda değil, her vicdan sahibi insanın zihninde yanıt arıyor. Sanık avukatının, adli tıp raporlarındaki illiyet bağı tartışmaları ve kemik kırıklarının zamanlamasına dair belirsizlik vurguları, bu karanlık olayın üzerindeki sis perdesini daha da kalınlaştırıyor. Ancak bir bebeğin vücudunda oluşan izler, en karmaşık raporlardan bile daha gür bir çığlık değil midir?

Adaletin Ağırlığı ve Toplumun Beklentisi

Mahkeme süreci, delillerin titizlikle toplanmasının ve adaletin eksiksiz tecelli etmesinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösteriyor. Savcılık makamının delillerin toplanması yönündeki mütalaası ve mağdur avukatının sanığın tutukluluğunun devamı yönündeki talebi, bu davanın ne denli ciddiyetle ele alındığının işareti. İstanbul Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu’na gönderilme kararı ve bebeğin organlarında kalıcı hasar olup olmadığının incelenecek olması, bu minik canın maruz kaldığı travmanın boyutlarını ortaya koyma çabasını gözler önüne seriyor. Bu sadece bir hukuki süreç değil; aynı zamanda toplumun, en zayıfına dahi sahip çıkma iradesinin bir sınavı. Bir hastanede, bir yenidoğan ünitesinde yaşanan bu korkunç iddia, her ebeveynin içini ürperten, ‘benim başıma gelseydi’ diye düşündürten bir kabusa dönüşüyor. Adaletin tecelli etmesi, sadece sanığı cezalandırmak değil, aynı zamanda güvenin yeniden inşa edilmesi için de bir zorunluluktur. 15 Mayıs’ta devam edecek duruşma, sadece bir sonraki adımı değil, tüm toplumun merakla beklediği vicdan muhasebesinin bir parçasını da taşıyor.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir