Ezan Sesine Hasret Bir Asır Sona Erdi
Dile kolay, tam 100 yıl! İstanbul’un tarih kokan sokaklarında bir asırdır sessizliğe bürünen, hatıralarda sadece yıkık dökük bir kalıntı olarak kalan Fatma Sultan Camii, nam-ı diğer Gümüşhanevi Dergahı nihayet kapılarını açtı. Sultan 3. Ahmed’in kızı Fatma Sultan tarafından 1727 yılında inşa ettirilen bu muazzam yapı, 1925 yılından bu yana adeta uykudaydı. Dün kılınan cuma namazıyla birlikte o derin sessizlik bozuldu, yerini şükür dualarına ve sevinç gözyaşlarına bıraktı.
Sokaktaki vatandaşın gözündeki o ışığı görmeliydiniz. Yaşlısından gencine herkes oradaydı. ‘Buradan geçerken hep içimiz sızlardı’ diyen dedelerin, caminin yeni halini görünce yüzündeki tebessüm her şeye bedeldi. Mahmud Es’ad Coşan Vakfı ile İstanbul Valiliği el ele verip bu ecdat yadigârını küllerinden doğurmuş. Modern teknikler kullanılmış ama o eski ruh, o kadim koku asla kaybolmamış. Bir zamanlar harabe olan o alan, şimdi şehrin kalbinde bir inci gibi parlıyor.
Tarihin Tozlu Raflarından Günümüze Büyük Mucize
Gümüşhanevi Dergahı denilince durup bir düşünmek lazım. Burası sadece bir cami değil; 1859’dan itibaren ilmin, irfanın ve maneviyatın merkezi olmuş bir yer. 1925 yılına kadar bu vazifesini sürdürmüş, nice gönüller burada huzur bulmuştu. Yıkılıp gittiğinde ise geriye sadece birkaç parça taş ve arşivlerdeki tozlu fotoğraflar kalmıştı. Restorasyon ekibi adeta iğneyle kuyu kazmış. Arşivler taranmış, eski belgeler incelenmiş ve cami, arşiv fotoğraflarının rehberliğinde aslına uygun şekilde yeniden inşa edilmiş.
Restorasyon sırasında ortaya çıkan eski kalıntılar ise yok edilmemiş, aksine büyük bir titizlikle korunmuş. Caminin içinde yükseltilmiş ahşap döşemeler altında bu tarihi izleri görebiliyorsunuz. Yeniyle eskinin bu muazzam harmanlanması, ziyaretçilere adeta bir zaman yolculuğu yaptırıyor. Minare ise çelik konstrüksiyon üzerine taş kaplama yapılarak hem güvenli hale getirilmiş hem de o klasik görünümünden ödün verilmemiş. Kalem işi süslemeler ise görenleri kendine hayran bırakıyor.
Modern Mühendislik ve Geleneksel Sanatın Buluşması
Camiye girdiğinizde sizi karşılayan kalem işi süslemeler, onaylı projelere göre tek tek el emeğiyle işlenmiş. Öyle ‘yaptık oldu’ mantığıyla değil, her bir fırça darbesinde o dönemin estetiği korunmaya çalışılmış. Toplamda 1101 metrekarelik bir alana yayılan bu kompleksin içinde sadece ibadet alanı yok; idari bina, kütüphane ve sergi salonu da yer alıyor. Yani burası yeniden bir kültür ve ilim merkezi olmaya aday. Geçmişin mirası, geleceğin teknolojisiyle harmanlanmış.
İşin teknik boyutu da oldukça dikkat çekici. Hem ahşap hem de betonarmenin bir arada kullanıldığı yapıda, güvenliğe büyük önem verilmiş. Kullanılan tüm malzemeler yangın geciktirici boyalarla boyanmış. Yani ecdat mirası, modern teknolojinin sağladığı tüm imkanlarla koruma altına alınmış. Açılış günü İstanbul Valisi Davut Gül’ün de katılımıyla gerçekleşen törende, vatandaşa aşure, lokum ve gül suyu ikram edildi. O mahalleli, o esnaf, o sokaktaki insan için bu sadece bir açılış değil, bir tarihin yeniden canlanmasıydı.






