MENÜ
21 Haziran 2026 Pazar
DOLAR 46,4792 ▼ %0,02
EURO 53,3552 ▲ %0,15
ALTIN 6.205,50 ▼ %1,30

YÖK’ten Üniversiteli Annelere Ek Süre: Gizli Faturayı Kim Ödeyecek?

Akademide Annelik Çilesi ve Yeni Karar

Hanımlar, beyler, sevgili vatandaşlar! Bugün size YÖK’ten gelen, ilk bakışta “müjde” gibi duran, ancak altında derin ekonomik ve sosyal katmanlar barındıran bir kararı masaya yatıracağız. Evet, bildiğiniz üzere devlet üniversitelerinde doğum yapan lisansüstü öğrencilerimize talep etmeleri halinde iki dönem ek süre verilecek ve bu süreler azami öğrenim süresinden sayılmayacak. Dahası, kadın araştırma görevlileri de daha önce analık nedeniyle izin almış olsalar bile bu haktan yararlanabilecek.

Peki, bu karar kağıt üzerinde ne kadar güzel durursa dursun, ekonominin acımasız merceği altında ne anlama geliyor? Şunu net söyleyeyim: Hiçbir kolaylık bedelsiz değildir. Bu bir lütuf değil, ekonomimizin çoktandır ödeyemediği bir faturanın, gecikmeli de olsa tanzimi olabilir. Bir kadın akademisyenin annelikle kariyeri arasında sıkışıp kalmasının maliyeti, sadece o kadının değil, tüm toplumun sırtına yükleniyordu bugüne kadar.

Kadın İstihdamına Dolaylı Destek mi?

Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı, özellikle yüksek vasıflı pozisyonlarda her zaman bir tartışma konusu olmuştur. Akademik kariyer, zaten uzun ve meşakkatli bir yolculuktur. Bu yolculuğun tam ortasında annelik gibi hayati bir dönemeçle karşılaşmak, birçok yetenekli kadını ya kariyerinden koparıyor ya da potansiyelini tam olarak gerçekleştirmesini engelliyordu. İşte bu YÖK kararı, aslında bir nevi “yeteneği elde tutma” stratejisidir.

Düşünsenize, yıllarını eğitime adamış, beyin gücüyle ülkemize katma değer sağlayacak bir kadının, doğum sonrası akademiden uzaklaşması, sadece onun bireysel kaybı değil, aynı zamanda ulusal bir kayıptır. O birikimin, o potansiyelin heba olması, ekonominin görünmeyen bir maliyetidir. Bu kararla, devlet bir nevi “yatırım” yapıyor. Annelik nedeniyle kariyerinde sekteye uğrama riski taşıyan bu değerli insan sermayesini koruma altına alıyor. Yani bu, salt bir “öğrenciye ek süre” değil, aynı zamanda geleceğin bilim insanlarına, araştırmacılarına yapılan bir destek, ülkenin entelektüel kapasitesini güçlendirme çabasıdır.

Gizli Faturanın Perde Arkası: Kim Ne Kazanıyor?

Şimdi gelelim asıl meseleye: Bu “gizli fatura” dediğimiz şeyin detaylarına. İlk bakışta, üniversitelerin bu ek süreyi finanse etmesi veya kaynaklarını buna göre düzenlemesi gerekecek gibi görünüyor. Ancak büyük resme baktığımızda, bu durumun bir maliyetten ziyade, stratejik bir yatırım olduğunu anlamak zor değil.

Bugün akademik hayatına ara vermek zorunda kalan bir kadının, yıllar sonra aynı motivasyon ve bilgi birikimiyle geri dönmesi çok daha zor. Hatta çoğu zaman imkansız. Bu durumda ülke, o kadına yapılan tüm eğitim yatırımının getirilerinden mahrum kalır. Oysa bu ek süre, onların akademik yörüngeden çıkmadan annelik görevlerini yerine getirmelerini sağlıyor. Bu sayede, yüksek lisans ve doktora programlarının tamamlanma oranları artacak, kadın akademisyen sayısı yükselecek ve bilimsel üretimde kadınların katkısı gözle görülür bir şekilde artacaktır. Yani, bugün için ufak gibi görünen bir “maliyet”, aslında yarınlar için devasa bir “kazanıma” dönüşebilir. Kadınlarımızın potansiyelini serbest bırakmak, hiçbir zaman maliyetli bir iş olmamıştır; daima en kârlı yatırımlardan biri olmuştur.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir