Ankara Kulislerinin Unutulmayan Kelimesi: İstibdat
Ankara’nın o gri binaları arasında, bürokrasi koridorlarında veya bir tarih kitabının tozlu sayfalarında karşınıza aniden çıkıveren bazı kelimeler vardır ki, ağırlığı altında ezilirsiniz. İşte ‘istibdat’ tam da böyle bir sözcük. Arapça kökenli olması bir yana, taşıdığı siyasi ve toplumsal yük itibarıyla aslında bir yönetim biçiminden çok daha fazlasını anlatıyor. Günlük hayatta markette, pazarda pek duymazsınız ama bir köşe yazısında veya siyasi bir tartışmada geçtiği an, havadaki nem oranı değişir. Peki, herkesin dilindeki bu istibdat aslında neyi ifade ediyor?
TDK Anlamı ve Kavramın Kökeni
Türk Dil Kurumu’nun (TDK) resmi kayıtlarına baktığımızda, karşımıza oldukça sert ve net bir tanım çıkıyor. TDK’ya göre istibdat; uyruklarına hiçbir hak ve özgürlük tanımayan, gücün tek bir merkezde toplandığı sınırsız monarşi, despotluk veya despotizm olarak tanımlanıyor. Ancak meselenin özü sadece bu sözlük karşılığıyla sınırlı değil. Kelime kökeni itibarıyla ‘tek başına hareket etme’ ve ‘keyfilik’ unsurlarını içinde barındırıyor. Yani bir yerde birilerinin ‘ben yaptım oldu’ mantığıyla hareket etmesi, orada istibdatın gölgesinin gezindiği anlamına geliyor.
Sadece Bir Rejim Değil Bir Zihniyet Biçimi
Despotizm ve despotluk kavramlarıyla iç içe geçen bu terim, dünya siyasi tarihinin en çalkantılı dönemlerini tarif etmek için kullanılır. Halkın sesinin kısıldığı, bireysel özgürlüklerin kağıt üzerinde kaldığı ve hukukun sadece belirli bir kesimin çıkarlarına hizmet ettiği sistemlerin genel adıdır bu. İnternet dünyasında, akademik makalelerde veya siyasi analizlerde sıkça karşımıza çıkan bu kelime, aslında bir nevi zorbalıkla yönetme pratiğinin literatürdeki karşılığıdır. Bir yönetim biçimi olarak monarşi ile birleştiğinde ise, bireyin devlet karşısındaki tüm haklarının buharlaştığı bir atmosferi simgeler.
Modern Dünyada Neden Hala Konuşuyoruz?
Peki, monarşilerin büyük oranda tarihe karıştığı modern dünyada biz neden hala ‘istibdat’ diyoruz? Çünkü bu kavram sadece padişahlar veya krallar dönemiyle sınırlı bir kavram değil. Bir kurumun işleyişinde, bir fikrin dayatılmasında veya insanların temel haklarının görmezden gelindiği her türlü yapıda bu ruh kendini gösterebilir. Ankara’da siyasetin satır aralarını okuyanlar bilir ki; demokrasi ne kadar ‘açıklık’ ve ‘katılım’ demekse, istibdat da o kadar ‘kapalılık’ ve ‘baskı’ demektir. Bu yüzden, toplumsal hafızada bu kelime her zaman bir uyarı levhası gibi durmaya devam ediyor.
Edebiyattan Siyasete İstibdatın Yeri
Gündelik konuşma dilimizde her gün kullanmasak da, özellikle düşünce yazılarında bu ifade bir ‘hak arayışı’ çığlığı gibidir. Bir yazar bu kelimeyi kullanıyorsa, orada mutlaka bir adaletsizliğe veya hürriyet kısıtlamasına işaret ediyordur. Sadece ülkelerin yönetim sistemleri için değil, bazen bireylerin zihinlerindeki katı, esnemeyen ve başkasına hayat hakkı tanımayan düşünce yapıları için de bu ifadeye başvurulur. İnsanın özgürlük arayışı devam ettiği sürece, bu baskıcı yapıları temsil eden ‘istibdat’ kelimesi de sözlüklerin en dikkat çekici köşesinde yerini koruyacaktır.






