Dijital gürültünün ve beton yığınlarının ruhumuzu her geçen gün biraz daha daralttığı şu modern çağda, Kayseri bozkırından yükselen bir ses bize gerçek ‘influencer’lığın ne olduğunu sessizce ama derinden hatırlatıyor. Emekli bir antrenör ve teknisyen olan Mustafa Göçer, nam-ı diğer ‘Ağaç Dede’, yedi yaşında babasından miras aldığı o kadim ağaç sevgisini bugün koca bir şehrin geleceğine nakış gibi işliyor. Bu sadece bir emeklilik uğraşı değil; bir kentin ekosistemini, çocukların hayal dünyasını ve Anadolu’nun kurak kaderini değiştirme mücadelesidir.
Kayseri’nin Bozkır Kaderine İnat 1,5 Milyon Fidan
İç Anadolu’nun o meşhur sert karasal ikliminin tam göbeğinde, Erciyes’in gölgesinde yükselen Kayseri, sanayisiyle olduğu kadar doğayla olan savaşıyla da bilinir. Yaklaşık 1,5 milyona yaklaşan nüfusuyla bu kadim şehir, kentsel ısı adası etkisiyle boğuşurken, Mustafa Göçer gibi gönüllülerin ellerinde yeşeren umutlar hayati önem taşıyor. Türkiye’de orman varlığının artırılmasına yönelik çalışmalar genellikle 6831 sayılı Orman Kanunu çerçevesinde devlet eliyle yürütülse de, Göçer’in bireysel çabası 1,5 milyon fidan gibi inanılmaz bir rakama ulaşmış durumda. Bu istatistik, tek bir insanın azminin, devasa bütçeli kurumsal bürokrasiden bazen çok daha hızlı ve samimi sonuç verebileceğinin en somut kanıtı olarak karşımızda duruyor.
‘Ağaç Dede’ Kostümüyle Görsel Hafızaya Yolculuk
Mustafa Göçer’i sıradan bir çevreciden ayıran en belirgin özellik, eğitim metodolojisindeki ince zekası ve yaratıcılığı. Kocasinan ilçesi Argıncık Mahallesi’nde bulunan Burhanettin Hanım Karamete İlkokulu’na ilk kez kendi tasarımı olan ‘Ağaç Dede’ kıyafetiyle giden Göçer, pedagojik bir gerçeğin altını çiziyor: Görsel hafıza. Türkiye’deki Millî Eğitim Bakanlığı müfredatında yer alan çevre bilinci dersleri, Göçer gibi yaşayan efsanelerin sınıfa girmesiyle sadece birer ‘konu’ olmaktan çıkıp hayatın kendisine dönüşüyor. Çocukların çılgınca alkışları arasında sınıfa giren bu doğa elçisi, sadece tohum ekmeyi değil, doğa sevgisinin bir yaşam biçimi, bir karakter meselesi olduğunu minik kalplere aşılıyor.
Göçer’in felsefesi son derece net: Şehirlerin etrafını bizzat o şehrin sakinleri yeşertmeli. Bu yaklaşım, sadece estetik bir kaygı değil, aynı zamanda toplumsal bir güvenlik ve sürdürülebilirlik stratejisidir. Ormanlar; heyelanları önler, yeraltı sularını korur ve iklim krizinin en sert etkilerini minimize eder. Bugüne kadar 50 bin öğrenciye ulaşan Göçer, aslında Türkiye’nin gelecekteki çevre politikalarının temelini atıyor. Onun diktiği her fidan, yarının daha yaşanabilir, daha serin ve daha bereketli Anadolu’sunun en büyük teminatıdır. ‘Sanki ilk fidanımı yarın dikecekmişim gibi heyecanlıyım’ diyen bu usta kalemin yazdığı yeşil destan, umalım ki beton sevdasından gözü dönmüş olanlara da bir nebze olsun ilham verir.






