Tarihin tekerrürden ibaret olduğu yönündeki o meşhur kadim deyiş, bugün Kiev sokaklarında yankılanan top sesleriyle bir kez daha ete kemiğe bürünüyor. 20. yüzyılın ortalarında Avrupa’yı kasıp kavuran ideolojik fırtınaların bir benzeri, bugün Ukrayna topraklarında, medeniyetin sınır hatlarında yeniden sahneleniyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, başkent Kiev’de yaptığı son açıklamalarda, modern dünyanın henüz kabullenmekte zorlandığı sert bir gerçeği dile getirdi: Üçüncü Dünya Savaşı‘nın fitili çoktan ateşlendi.
Küresel Güvenlik Mimarisi ve 1991 Sınırları
Zelenski’nin BBC‘ye verdiği mülakatta altını çizdiği temel mesele, yalnızca bir toprak parçası mücadelesi değil, bir ‘yaşam tarzı’ savunmasıdır. Rusya’nın dünyaya farklı bir otoriter düzen dayatmak istediğini belirten lider, çözümün ancak yoğun askeri ve ekonomik baskı ile mümkün olacağını vurguladı. Bilindiği üzere Ukrayna, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını ilan etmiş ve bu tarihteki sınırları uluslararası hukuk tarafından tanınmıştı. Bugün verilen mücadele, aslında uluslararası hukuk normlarının ve devletlerin egemenlik haklarının korunması mücadelesidir. Türkiye’nin de yakından takip ettiği bu adli ve diplomatik süreçler, genellikle Birleşmiş Milletler nezdinde yürütülmekte olup, işgal edilen toprakların iadesi ‘toprak bütünlüğü’ ilkesinin temelini oluşturmaktadır.
Savaşın Gölgesinde Demokrasi ve Seçim Çıkmazı
Haberin en can alıcı noktalarından biri de, savaş devam ederken demokratik süreçlerin nasıl işletileceği sorusudur. Donald Trump ile ilgili tartışmalara da değinen Zelenski, kendisinin bir diktatör olmadığını, bu yıkımı başlatanın kendisi olmadığını hatırlattı. Ancak asıl mesele, milyonlarca Ukraynalı mültecinin Avrupa’nın dört bir yanına dağılmış olması ve ülkenin doğusundaki demografik yapının savaş nedeniyle kökten değişmiş olmasıdır. Uluslararası standartlarda dürüst ve şeffaf bir seçim yapabilmek için güvenliğin tesis edilmesi şarttır. Ukrayna anayasasına göre sıkıyönetim altında seçimlerin ertelenmesi yasal bir zemin olsa da, Batılı ortakların ‘meşruiyet’ vurgusu Kiev üzerinde diplomatik bir baskı oluşturmaktadır.
Sonuç olarak, Doğu Avrupa‘nın bu bereketli fakat çileli toprakları, bugün bir kez daha küresel güçlerin satranç tahtasına dönüşmüş durumda. Zelenski’nin ‘insanı olmayan toprak neye yarar’ sorusu, savaşın insani maliyetini en saf haliyle ortaya koymaktadır. Ukrayna’nın zaferi, sadece askeri bir başarı değil, aynı zamanda mülteci krizinin çözülmesi, altyapının yeniden inşası ve bölgesel istikrarın sağlanması anlamına gelecektir. Tarih, bu zorlu günleri yazarken, adaletin tecelli edip etmediğine bakarak son kararını verecektir.






