Washington, bugün küresel diplomasinin en hassas dengelerini barındıran iddialı bir girişime ev sahipliği yapıyor. Donald Trump başkanlığındaki Barış Kurulu, Gazze’nin geleceğini şekillendirmek ve bölgeyi adeta küllerinden yeniden inşa etmek üzere ilk resmi toplantısını ABD Barış Enstitüsü’nde gerçekleştiriyor. Bu zirve, yalnızca bir insani yardım organizasyonu değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun jeopolitik kaderini tayin etmeye aday yeni bir diplomatik mimarinin de ilk provası niteliğini taşıyor.
Türkiye’nin Diplomatik Ağırlığı: Bakan Fidan Masada Ne Söyleyecek?
Türkiye, bu kurucu sürecin en kilit aktörlerinden biri olarak masadaki yerini alıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı temsilen Washington’da bulunan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’nın Gazze konusundaki net duruşunu uluslararası toplumun önüne serecek. Bakan Fidan’ın çantasındaki en kritik başlık, ateşkes ihlallerinin bir an evvel durdurulması ve insani yardımların bir silah olarak kullanılmasının önüne geçilmesi. Ankara, sadece mali yardım vaat eden bir mekanizmanın ötesinde, Filistin halkının haklarını güvence altına alacak kalıcı bir uluslararası denetim mekanizmasının kurulması için bastırıyor.
Hakan Fidan’ın hitabında, Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşim faaliyetlerine ve tırmanan yerleşimci şiddetine karşı somut adımlar atılması gerektiğini vurgulaması bekleniyor. Türkiye, iki devletli çözüm perspektifini merkeze koyarak, Gazze Yürütme Kurulu’ndaki etkin rolüyle bölgedeki fiziksel imar sürecinde doğrudan söz sahibi olmayı hedefliyor. Bu durum, Türkiye’nin bölgedeki ‘oyun kurucu’ ve ‘garantör’ rolünü pekiştiren stratejik bir hamle olarak değerlendiriliyor.
5 Milyar Dolarlık Bütçe ve Asimetrik Diplomasi Çıkmazı
Toplantının en çok konuşulan başlıklarından biri de Donald Trump’ın Gazze’nin yeniden inşası için taahhüt ettiği 5 milyar doları aşan bütçe. Beyaz Saray, bu kaynağın yönetiminin tamamen Barış Kurulu uhdesinde olacağını açıklarken, stratejik önceliği Uluslararası İstikrar Gücü’nün (ISF) sahaya inmesine veriyor. Ancak analistler, Trump’ın kurulda sahip olduğu veto hakkının, üye ülkeler arasında bir ‘diplomatik asimetri’ yaratabileceği konusunda uyarıyor. Bu güç dengesizliği, zirveye mesafeli duran Vatikan gibi aktörlerin eleştirilerini de beraberinde getiriyor. Vatikan’ın kriz çözümünde Birleşmiş Milletler’i işaret ederek kurula katılmaması, uluslararası sistemdeki çok kutuplu ayrışmanın bir yansıması olarak görülüyor.
20 ülkenin temsil edildiği zirvede, Endonezya’nın bölgeye asker gönderme hazırlığı ve İsrail’in Gideon Saar düzeyindeki katılımı, sahadaki askeri ve siyasi realitelerin nasıl harmanlanacağını gösterecek. Hamas’ın ise süreci ihtiyatlı bir beklentiyle takip ederek, İsrail üzerindeki baskının artırılması yönündeki çağrısı, Washington’daki masanın yükünü daha da ağırlaştırıyor. Sonuç ne olursa olsun, bu toplantı Gazze’nin sadece binalarının değil, siyasi geleceğinin de hangi temeller üzerine kurulacağının ilk işaretlerini verecek.






