Körfez’de Geri Sayım: Ateşkesin Kaderi İslamabad’da
Orta Doğu’nun kaderini belirleyecek olan 24 saatlik kritik sürece girildi. Tahran ve Washington arasındaki gerilim, yerel bir sürtüşmeden çok küresel bir enerji krizinin ve topyekün bir savaşın eşiğine gelmiş durumda. ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘barış hemen bugün gelebilir’ mesajı ile sahada yükselen barut kokusu arasındaki çelişki, diplomatik koridorlarda derin bir endişeyle takip ediliyor. İslamabad’da yürütülen müzakerelerde somut bir adım atılamazsa, bölgedeki askeri hareketliliğin geri dönülemez bir noktaya evrilmesi bekleniyor.
Başkan Yardımcısı JD Vance’in Pakistan yolculuğu öncesi Tahran’dan beklediği o ‘yeşil ışık’ bir türlü yanmadı. Sürecin en büyük engeli ise İran yönetimindeki çift başlılık olarak görülüyor. Bir yanda müzakere masasına oturmak isteyen Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ekibi, diğer yanda ise ABD ablukası kalkmadan her türlü teması reddeden ve Hürmüz Boğazı’nda gövde gösterisi yapan Devrim Muhafızları bulunuyor. Bu iç çekişme, sadece İran’ın geleceğini değil, dünya piyasalarındaki petrol arzını da doğrudan tehdit ediyor.
Hürmüz Boğazı’nda Silahlar Konuşuyor
Geçtiğimiz günlerde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin ‘Hürmüz tamamen açık’ açıklamasıyla piyasalarda esen bahar havası çok kısa sürdü. Açıklamadan sadece saatler sonra Devrim Muhafızları’na bağlı unsurların tankerlere ateş açması, diplomatik çabaların sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini kanıtladı. ABD ordusunun Umman Körfezi’nde bir İran kargo gemisine el koyması ise bardağı taşıran son damla oldu.
Beyaz Saray kaynakları, Trump’ın artık sabrının kalmadığını ve bu süreci ‘ikinci aşama’ olarak adlandırdığını belirtiyor. Eğer Tahran kanadından net bir taahhüt gelmezse, stratejik öneme sahip Hark Adası ve petrol tesislerini hedef alacak ‘üçüncü aşama’ operasyonun başlaması an meselesi. Uzmanlar, bu durumun sadece bölgesel bir çatışma değil, küresel ekonomiyi sarsacak bir arz şokuna yol açabileceği konusunda uyarıyor.
Nükleer Dosya ve Ekonomik Yıkım Kıskacı
Müzakere masasında duran en büyük pazarlık konusu ise İran’ın elindeki yaklaşık 440 kilogramlık zenginleştirilmiş uranyum. ABD tarafı, yaptırımların kaldırılması ve dondurulan fonların iadesi karşılığında zenginleştirme faaliyetlerinin tamamen durdurulmasını talep ediyor. Ancak İran içindeki radikal gruplar, bu durumu ‘teslimiyet’ olarak nitelendirerek geri adım atmaya yanaşmıyor.
Gelinen noktada, İran halkının yaşadığı ekonomik yıkım ve halkın metaneti, yönetimi masada kalmaya zorlayan en büyük faktör. Pakistanlı arabulucuların sunduğu son taslak; yaptırımların aşamalı olarak kaldırılması ve nükleer materyallerin denetimi üzerine kurulu olsa da, tarafların birbirine olan tarihsel güvensizliği her an masanın devrilmesine neden olabilir. 2025 yılında yaşanan ’12 Günlük Savaş’ın yaraları henüz sarılmamışken, bölgenin yeni bir felaketi kaldırıp kaldıramayacağı büyük bir soru işareti olarak karşımızda duruyor.






