Diplomaside Yeni Dönem: Şahin Trump’tan Büyük Lider Övgüsüne
Dünya siyasetinin kalbi Pekin’de atarken, 2017’den bu yana köprülerin altından çok sular aktı. Pandemiyle sarsılan, ticaret savaşlarıyla bölünen ve bölgesel çatışmalarla yorulan küresel sistem, bugün Donald Trump ile Şi Cinping arasındaki kritik temasın sonuçlarını anlamaya çalışıyor. Bir dönem ‘Çin virüsü’ söylemiyle Pekin’i hedefe koyan Trump’ın, bugün Şi Cinping’e ‘Büyük bir lidersiniz’ diyerek hitap etmesi, uluslararası ilişkilerde pragmatizmin ideolojinin önüne geçtiğinin en net göstergesi olarak okunuyor.
Geçtiğimiz dokuz yılda yaşananlar, bu zirvenin neden bir nezaket ziyaretinden çok bir hayatta kalma pazarlığı olduğunu ortaya koyuyor. Rusya’nın Ukrayna hamlesi, ABD’nin Afganistan’dan çekilme süreci, Venezuela operasyonu ve son olarak İsrail-İran gerilimiyle tırmanan 12 Gün Savaşı, Washington’u jeopolitik bir sıkışmışlığın ortasına itti. Trump, ikinci başkanlık döneminde bu çok cepheli yorgunluğu yönetebilmek için Çin ile yeni bir zemin arıyor. Bu zemin, sadece diplomatik bir nezaket değil, aynı zamanda küresel ekonominin çöküşünü engellemek adına atılan zorunlu bir adım niteliğinde.
Masadaki Kırmızı Çizgi: Tayvan ve Askeri Gerilim
Zirvenin en gerilimli başlığını kuşkusuz Tayvan meselesi oluşturdu. Şi Cinping, görüşmelerin hemen başında Tayvan’ı Çin’in ‘kırmızı çizgisi’ olarak tanımlayarak, bu konuda atılacak yanlış bir adımın iki devi doğrudan bir askeri çatışmaya sürükleyebileceği uyarısında bulundu. ABD’nin Tayvan’a yönelik devasa askeri yardım paketlerini masada bir pazarlık kozu olarak tutması, Pasifik’teki dengelerin ne kadar hassas bir ipte yürüdüğünü gösteriyor. Çin tarafı, Washington’un Tayvan konusundaki tutumunu netleştirmesini, ekonomik iş birliğinin ön koşulu olarak görüyor.
Tayvan sadece bir ada değil, aynı zamanda küresel çip üretiminin merkezi olması hasebiyle bir teknoloji kalesi konumunda. Uzmanlar, Çin’in 2027’ye kadar bölgede tam hakimiyet kurma potansiyelinin, Trump yönetimini daha ‘uysal’ bir diplomasi yürütmeye zorladığına dikkat çekiyor. Trump’ın Tayvan yardımlarını dondurma veya erteleme sinyalleri, Pekin’den gelecek ekonomik tavizler için bir kapı aralıyor olabilir.
Ekonomik Ateşkes ve Teknoloji Savaşı
Pekin’deki görüşmelerin perde arkasında dev Amerikan şirketlerinin CEO’larından oluşan kalabalık bir heyetin bulunması tesadüf değil. Nvidia gibi teknoloji devlerinin üst düzey çiplerine ihtiyaç duyan Çin ile nadir toprak elementleri konusunda Pekin’e bağımlı olan ABD, aslında birbirine mahkum bir ticaret dengesi kurmuş durumda. Trump’ın seçim döneminde vaat ettiği yüzde 145’lik ek gümrük vergileri, bu zirveyle birlikte yerini geçici bir ‘ticari ateşkese’ bırakmış görünüyor.
Bu ateşkesin vadesi, Çin’in Amerikan ürünlerine ne kadar pazar açacağı ve teknoloji transferi konusundaki esnekliğiyle doğru orantılı olacak. Ancak bu durumun sadece dev şirketleri değil, sokaktaki vatandaşın cebini de doğrudan etkilediğini unutmamak gerekiyor. Küresel tedarik zincirindeki herhangi bir kopma, enflasyonist baskıyı yeniden tetikleyerek enerji ve gıda fiyatlarını yukarı çekme riskini barındırıyor.
Enerji ve Ortadoğu Kıskacında Washington’un Çıkmazı
Görüşmenin zamanlaması, Hürmüz Boğazı’ndaki gerginliğin ve İran’a yönelik operasyonların ardından gelmesi açısından manidar. ABD’nin Venezuela ve Orta Doğu’da enerji hatlarını kontrol etme çabası, Çin’in Rusya ile kurduğu enerji ittifakı karşısında bir ölçüde etkisiz kaldı. Trump, Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması ve enerji akışının sürekliliği için Çin’in İran üzerindeki nüfuzuna ihtiyaç duyuyor. Bu durum, ‘dünya liderliği’ unvanının Batı’dan Doğu’ya doğru kaydığına dair yorumları da beraberinde getiriyor.
Trump’ın Pekin’den ‘750 uçaklık dev siparişler’ ve yeni ticaret anlaşmalarıyla dönmesi, kısa vadede Amerikan ekonomisi için bir zafer gibi sunulsa da uzun vadede Çin’in oyun kurucu rolünü pekiştirdiği bir gerçek. Bugün atılan imzalar, yarınki küresel krizlerin ya tamponu olacak ya da fitili ateşleyen asıl unsur haline gelecek. Jeopolitik satranç tahtasında hamle sırası şimdi Washington’un bu anlaşmaları Kongre’ye nasıl kabul ettireceğine geldi.






