MENÜ
BIST 100 13.943,87 %0,90
DOLAR 47,3794 %0,14
EURO 53,9466 %0,09
ALTIN 6.168,06 %0,22
FAİZ 42,31 %0,35
BITCOIN 3.060.147 %0,70

Minab’da Çiçekler Solarken: Savaşın İnsanlık Üzerindeki Gölgesi

69a7635c2f018e8a84c82433

Savaşın Gölgesinde Bir Okulun Kaderi

İnsanlığın kadim trajedisi, toprağın kanla sulanışı, bu kez İran’ın güneyindeki Minab şehrinde, bir kız ilkokulunun bahçesinde, narin bedenlerde yeniden tecelli etti. 28 Şubat günü, İsrail ve ABD’ye atfedilen saldırılarda, masumiyetin simgesi 165 öğrenci ve okul personeli, hayatın baharındayken vahşice koparıldı. Bu, sadece bir coğrafyanın değil, tüm insanlığın vicdanına düşen ağır bir gölge. Siren seslerinin yerini çocuk çığlıklarının, oyun seslerinin yerini matemin aldığı o anlar, savaşın en acımasız yüzünü bir kez daha gözler önüne serdi. Savaşın, özellikle de sivilleri, hele ki çocukları hedef alması, sadece uluslararası hukukun değil, evrensel ahlakın da köklerinden sarsılması demektir.

Savaşın Görünmeyen Yüzü ve Hukukun İhlali

Bu tür hadiseler, yalnızca anlık bir trajediden ibaret değildir; aynı zamanda bölgesel ve küresel güç dengelerinin, ideolojik çatışmaların ve insani değerlerin çöküşünün keskin bir aynasıdır. İsrail’in saldırıyı reddetmesi ve Trump yönetiminin sessizliğe bürünmesi, uluslararası ilişkilerde sıklıkla karşılaşılan bir durumu, yani sorumluluktan kaçış refleksiyle yüzleşmemizi sağlıyor. Oysa uluslararası insancıl hukuk, savaşın en karanlık anlarında dahi sivillerin ve sivil yapıların korunmasını emreder. Okullara, hastanelere, ibadethanelere kasten saldırmak, en ağır savaş suçlarından biridir. Minab’daki olay, sıradan vatandaşın can güvenliğinin nasıl da siyasi hesaplaşmaların kurbanı olabildiğini, uluslararası mekanizmaların ne denli yetersiz kaldığını acı bir biçimde ortaya koyuyor.

Acının Ortak Dili: Minab’ın Anaları

Minab kent meydanını dolduran binlerce insan, yitirilen canların ardından yankılanan “Amerika’ya ölüm”, “İsrail’e ölüm” ve “Teslimiyet yok!” sloganlarıyla yalnızca öfkelerini değil, aynı zamanda derin bir çaresizliği de haykırdı. Yıkılmış bir annenin “Çocuklarımız Allah’ın yolunda can verdi. Hepsi birer şehit” sözleri, bu toprakların acı geleneğinde, şehitlik mertebesiyle teselli bulma çabasının bir ifadesidir. Başka bir annenin, yaşadığı tarifsiz acıyla “Çocuklarımızın kanı yerde kalmasın. ABD ve İsrail masum yavrularımızın kanlarında boğulsun” feryadı, her coğrafyada evladını kaybeden annenin evrensel çığlığıdır. Bu acı, ne din ne dil ne de ırk tanır; yalnızca insan olmanın, kaybetmenin yakıcı bir özeti olarak karşımıza dikilir.

İkiyüzlülüğün Perdesi ve Uluslararası Sessizlik

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin, yeni kazılmış mezar fotoğraflarıyla Gazze’ye yaptığı benzetme, bu trajedinin tekil bir olay olmadığını, bir insanlık dramları zincirinin halkası olduğunu vurguluyor. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi’nin “ayrım gözetmeksizin hastaneleri, okulları ve Kızılay tesislerini bombalama” iddiaları, savaşın sadece cephelerde değil, sivil yaşamın tam kalbinde cereyan ettiğini düşündürüyor. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından uluslararası hukukun ihlali olarak nitelenen bu saldırı, uluslararası arenadaki çifte standartlar sorununu da beraberinde getiriyor. Gazze’de yitirilen on binlerce çocuk canı ile Minab’daki masumiyetin benzer kaderi, insan hakları söylemlerinin sahada nasıl da eğilip büküldüğünü gösteriyor.

Tam da bu kanlı tablonun ortasında, ABD First Lady’si Melania Trump’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ‘çatışma ortamında çocuklar ve eğitim’ konulu bir toplantıya başkanlık etmesi, ironinin en acımasız örneklerinden biridir. “ABD dünya genelindeki tüm çocukların yanındadır. Umarım yakında barış sizin olur” sözleri, Minab’da kanı kurumamış çocukların gölgesinde yankılanırken, İran’ın BM Büyükelçisi Amir Said Iravani tarafından “son derece utanç verici ve ikiyüzlü” olarak nitelenmesi gayet anlaşılır bir tepkidir. Bu durum, siyasetin sahnedeki performansı ile gerçekliğin acımasız yüzü arasındaki derin uçurumu gözler önüne serer.

Savaşın Medyadaki Yankıları ve Toplumsal Deformasyon

Savaşın, modern çağda sadece cephelerde değil, dijital mecralarda da nasıl yankı bulduğu, toplumsal psikolojiyi nasıl etkilediği ayrı bir sorgulama konusudur. ABD Başkanı Trump’ın askeri kayıpları “normalleştiren” söylemleri karşısında, sosyal medyada yükselen “#SendBarron” etiketi ve oğlu Barron Trump’ın yapay zeka ile ordu üniformasıyla gösterildiği görseller, savaşın bir propaganda aracı, hatta bir tür “reality show” haline dönüştürülmesi tehlikesini barındırır. Bu tür kampanyalar, savaşın gerçek acısını ve insanlık dışılığını bir sanal oyuna indirgeyerek, empati duygusunu aşındırma potansiyeli taşır. Askerlerin ve sivil kayıpların rakamlara indirgenmesi, savaşın ruhlarda açtığı yaraları görmezden gelmeye zemin hazırlar.

Minab’da yaşanan bu vahşet, sadece bir ilkokulun duvarlarını değil, insanlığın ortak hafızasını da paramparça etti. Savaşın yıkıcı gücü, masumiyetin sembolü olan çocuklara uzanırken, uluslararası sistemin bu trajedi karşısındaki sessizliği veya yetersiz tepkisi, vicdanları kanatır. Bu olay, bize bir kez daha hatırlatır ki, barışın tesisi sadece siyasi iradelerle değil, aynı zamanda her bireyin vicdanında yeşerecek derin bir insaniyet duygusuyla mümkündür. Minab’daki kanlı topraklar, geleceğe dair bir uyarı niteliğindedir: İnsanlık, bu döngüyü kırmadıkça, yeni Minab’lar yaşamaya mahkum kalacaktır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bölge Gündemi

Mobil uygulamamızı indirin, yerel haberleri kaçırmayın!

Gizliliğe genel bakış

Bölge Gündemi olarak, ziyaretçilerimizin kullanıcı deneyimini iyileştirmek ve sitemizin performansını ölçmek amacıyla çerezler (cookies) kullanıyoruz. Bu panel üzerinden, sitemizde kullanılan çerezlerin kapsamını görebilir ve tercihlerinizi kişiselleştirebilirsiniz.

Kesinlikle gerekli olan çerezler, web sitemizin temel fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için her zaman aktif durumdadır. Diğer çerez gruplarını ise aşağıda yer alan sekmelerden yönetebilirsiniz.