Kudüs’te ‘Sahte Bayrak’ İddiası ve Bölgesel Gerilim
Ortadoğu’nun hassas dengeleri, İranlı Tesnim Haber Ajansı’nın siyasi kaynaklara dayandırdığı çarpıcı iddialarla yeniden sarsıldı. Ajans, ABD ve İsrail’in ortak savaşına karşı ülkesini savunan İran’ın, Müslüman halklar nezdinde yükselen popülaritesini hedef alan bir ‘sahte bayrak’ operasyonunun deşifre edildiğini öne sürdü. Bu iddia, zaten gergin olan bölgede tansiyonu daha da artırma potansiyeli taşıyor ve dikkatleri yeniden Kudüs’e çeviriyor.
Haberde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve kabinesi tarafından kurgulandığı ileri sürülen bir planın detayları paylaşıldı. Buna göre, Ramazan ayının son cuma günü olan ‘Kudüs Günü’ öncesinde Mescid-i Aksa’ya insansız hava araçları veya füzelerle bir saldırı düzenlenmesi ve bu eylemin faili olarak İran’ın gösterilmesi amaçlanıyor. İranlı yetkililer, İsrail’in önceki gün itibarıyla Mescid-i Aksa civarında ikamet eden yasa dışı yerleşimci Yahudi nüfusu, olası bir ‘kaza’ süsü verilecek saldırıdan korumak amacıyla tahliye etmeye başladığını belirtiyor. İsrail hükümetinin bu planla, özellikle Arap ve Müslüman kamuoyunu İran’a karşı kışkırtmayı umduğu dile getirildi.
Mescid-i Aksa’nın Tarihi ve İnançsal Önemi
Bu iddialar, Mescid-i Aksa’nın tarihsel ve inançsal derinliği göz önüne alındığında daha büyük bir vehamet kazanıyor. İslam dünyası için ilk kıble ve Hz. Muhammed’in Miraç’a yükseldiği yer olarak kabul edilen Mescid-i Aksa (Harem-üş Şerif Külliyesi), Kıble Mescidi, Kubbetu’s Sahra Camisi, müzeler, medreseler ve büyük avluyu içinde barındırıyor. Yahudi inancında ise burası, ‘Süleyman Mabedi (Beytü’l-Makdis) kalıntılarının’ bulunduğu yer olarak kabul ediliyor. Bu inanç paralelinde, Yahudilerin kutsal mekanlarından Ağlama Duvarı da Süleyman Mabedi’nin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Yaklaşık 30 yıldır, İsrailliler Süleyman Mabedi kalıntılarına ulaşma gerekçesiyle Harem-üş Şerif altında kazı çalışmaları yürütüyor. Bu çalışmalar, Müslümanlar arasında külliyenin yapısal bütünlüğüne zarar verdiği ve kutsal mekanın statüsünü değiştirmeye yönelik olduğu yönünde ciddi endişelere yol açıyor. Yahudi inancına göre Mescid-i Aksa’nın yıkılması ve yerine Süleyman Mabedi’nin yeniden inşası, ‘Armageddon’ olarak adlandırılan kıyamet savaşının habercisi olarak kabul ediliyor. Bu durum, bölgedeki her türlü provokatif eylemin potansiyel sonuçlarının ne denli yıkıcı olabileceğinin bir göstergesi.
Küresel Boyut ve Dini Söylemler
İddiaların bir diğer önemli boyutu, ABD’nin bu denkleme dahil edilmesiyle ortaya çıkıyor. ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında, bazı ABD askeri komutanlarının çatışmayı Hıristiyan dini söylemleriyle meşrulaştırdığı iddiaları geçmişte de tartışma yaratmıştı. İngiliz gazetesi The Guardian’ın haberine göre, ABD ordusunda görev yapan askerler, komutanlarının savaşın ‘Tanrı’nın ilahi planının bir parçası’ olduğunu söylediği yönünde şikâyetlerde bulunmuştu. Dini özgürlükleri savunan Military Religious Freedom Foundation adlı kuruluşa ulaşan 200’den fazla askerin şikayetleri, komutanların savaşla ilgili konuşmalarında İncil’e ve ‘kıyamet’ kehanetlerine atıf yaptığını içeriyordu. Hatta bazı askerler, üstlerinin İran’la savaşın ‘İsa’nın ikinci gelişini hızlandıracak olayların parçası’ olduğunu iddia ettiğini belirtmişti.
Bu karmaşık tablonun içinde, İsrail’in yıllardır Harem-üş Şerif altında ‘kutsal kalıntılara ulaşmak’ adı altında yaptığı kazı ve tünel açma çalışmaları, bölgedeki tansiyonu sürekli yüksek tutan unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Mescid-i Aksa’ya yönelik her türlü saldırı girişimi veya provokasyon, sadece yerel değil, küresel çapta büyük bir infial yaratma ve geniş çaplı çatışmaları tetikleme potansiyeli taşıyor. Bu kritik süreçte, tüm tarafların söylem ve eylemlerini büyük bir hassasiyetle tartması, uluslararası toplumun ise gelişmeleri yakından takip etmesi yaşamsal bir öneme sahiptir.






