MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9745 ▲ %0,02
EURO 53,6043 ▲ %0,45
ALTIN 6.604,68 ▲ %0,77

Lahey’de Kritik İttifak: Türkiye ve Güney Afrika

Ankara ve Pretoria Hattında Diplomasi Trafiği

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Kruger Ulusal Parkı’nda düzenlediği Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) Dışişleri Bakanları Toplantısı, uluslararası adaletin geleceği açısından kritik açıklamalara sahne oldu. Güney Afrika Dışişleri Bakanı Ronald Lamola, İsrail’e karşı açılan tarihi soykırım davasının gidişatına dair önemli ipuçları verdi. Lamola, uluslararası hukukun zedelenmesini ve tamamen işlevsiz hale gelmesini önlemek amacıyla kurulan ve ’Lahey Grubu’ olarak adlandırılan küresel yapının başkanlığını yürüttüklerini belirtti. Bu süreçte Türkiye’nin oynadığı rolün altını kalın çizgilerle çizdi.

Bakan Lamola, Türkiye’nin davaya olan desteğini ilk günden itibaren çok net ve kararlı bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı. Ankara ile sürekli ve yakın bir koordinasyon içerisinde hareket ettiklerini belirten Güney Afrika hükümeti, davanın mahkeme süreçlerinde kendi dinamiklerini yaratmasını bekliyor. İki ülke arasındaki bu yakın çalışma, uluslararası alanda adaletin tesisi için emsal teşkil eden bir diplomatik dayanışma örneği sunuyor. Güney Afrika, İsrail’in mart ayında sunduğu savunma niteliğindeki cevap dilekçesini satır satır incelemeye devam ediyor.

Tarihi Davanın Geçmişi ve Ara Kararlar

Uluslararası hukukun sınırlarının zorlandığı bu süreç, 29 Aralık 2023 tarihinde Güney Afrika Cumhuriyeti’nin resmen harekete geçmesiyle başladı. Pretoria yönetimi, Gazze’de yaşanan insani felaketin önlenmesi amacıyla, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin ihlal edildiği gerekçesiyle İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanında (UAD) dava açtı. Gazze’deki durumun aciliyeti sebebiyle hızla ihtiyati tedbir kararları alınması talep edildi.

Uluslararası Adalet Divanı, sunulan kanıtlar ve sahadaki durumun vahameti karşısında kayıtsız kalmadı. Divan; 26 Ocak, 28 Mart ve 24 Mayıs 2024 tarihlerinde olmak üzere üç kez İsrail aleyhine tedbir kararlarına hükmetti. Bu kararlarda, sivil halkın korunması, soykırım teşkil edebilecek her türlü eylemin ivedilikle durdurulması ve özellikle Refah bölgesindeki askeri operasyonların sonlandırılması talep edildi. İsrail ise iki kez ek süre talep ettikten sonra, nihayet 12 Mart tarihinde divana resmi yanıt dilekçesini ulaştırdı.

Küresel Adalet Arayışı ve İttifakın Genişlemesi

Lahey’deki bu hukuk mücadelesi sadece iki ülkenin davası olmaktan çıkıp, küresel bir vicdan hareketine dönüştü. Türkiye’nin başı çektiği müdahillik sürecine İspanya, Hollanda, İrlanda, Kolombiya, Meksika, Şili, Bolivya, Küba, Belize, Brezilya, Komorlar ve Namibya gibi dünyanın farklı kıtalarından çok sayıda ülke destek veriyor. Bu geniş katılım, davanın diplomatik etkisini artırırken, uluslararası hukukun gücünü de test ediyor.

Uluslararası Adalet Divanı’nın nihai kararı vermesinin birkaç yıl sürebileceği öngörülüyor. Divanın aldığı kararlar yasal olarak bağlayıcı nitelik taşısa da doğrudan askeri veya fiziki bir yaptırım gücü bulunmuyor. Ancak bu davadan çıkacak kararlar, küresel siyasette ülkelerin meşruiyetini doğrudan etkileme potansiyeline sahip. Dünyanın mazlum halkları ve adaleti arayan kitleleri için Lahey’den yükselecek her ses, adaletin yerel düzeyden küresel düzeye kadar ne denli hayati olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Kaynak: Hürriyet

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir