MENÜ
22 Haziran 2026 Pazartesi
DOLAR 46,4767 ▲ %0,04
EURO 53,3184 ▼ %0,02
ALTIN 6.185,82 ▼ %0,32

Knesset’ten Ölüm Kararı: Batı Şeria Neden Sessizce Direniyor?

İdam Yasası Gölgesinde Bir Halkın Çığlığı

İşgal altındaki Batı Şeria, İsrail parlamentosu Knesset’te oylanan ve Filistinli mahkûmların idamını öngören yasa tasarısına karşı bu hafta eşi benzeri görülmemiş bir greve sahne oldu. Ramallah merkezli Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın çağrısıyla Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te genel grev ilan edilmesi, bölgedeki derin çaresizliğin ve öfkenin açık bir göstergesiydi. Ancak bu ‘genel’ grev, beklendiği gibi sokakları ve dükkânları boş bıraksa da, Filistin halkının yıllardır süregelen baskı ve ekonomik ambargolar altında ne denli yorgun düştüğünü de acı bir şekilde ortaya koydu. Bu yasa, yalnızca gelecekteki olası idamları değil, aynı zamanda işgal altında yaşamaya çalışan milyonlarca insanın onurunu ve umudunu da hedef alıyor.

Sessiz Direnişin Arka Planı: İşgalin Yıpratıcı Yüzü

Batı Şeria’nın birçok kentinde kepenkler indi, sokaklar tenhalaştı. Ramallah’ta toplanan yüzlerce kişi, Tel Aviv’in aşırı sağcı yönetiminin onayladığı bu yasayı kınayan sloganlar atarken, uluslararası topluma ‘eyleme geçme’ çağrısında bulundu. Ancak bu çağrılar ve grev ilanı, bölgedeki gerçekliği değiştirmiyor. Gazze’deki savaşın başlamasından bu yana Batı Şeria üzerindeki baskısını katlayan İsrail, yasadışı yerleşimleri teşvik etmekle kalmıyor, ‘terör grupları’ bahanesiyle düzenlediği operasyonlarla Filistinlilerin hayatını daha da zorlaştırıyor. Ekonomik kriz, İsrail kontrol noktalarının yarattığı seyahat engelleri ve Filistin Yönetimi’nin maaş kesintileri, bu grevin etkisini zayıflatarak eylemleri ‘sembolik’ bir düzeye indirgiyor. Peki, bir direniş ‘sembolik’ kaldığında ne anlam ifade eder? Bu durum, aslında Filistinlilerin yaşamın her alanında karşılaştığı sistematik yıpratmanın acı bir sonucudur. Evlerinden işlerine, okullarından tarlalarına kadar her adımları, bir işgal bürokrasisinin labirentinde kaybolup gitmekle tehdit altında.

Bir Hukuk Savaşı mı, Yoksa Bir Siyasi Manevra mı?

Hafta başında 62’ye karşı 48 oyla Knesset’te kabul edilen yasa, ‘terör eylemi’ kapsamında değerlendirilen durumlarda Filistinli esirlere idam cezası verilmesini öngörüyor ve hükmün 90 gün gibi kısa bir sürede uygulanabileceğini belirtiyor. Ancak İsrailli muhalif Haaretz gazetesi, bu yasanın İsrail Yüksek Mahkemesi’nden dönebileceği iddiasını ortaya attı. Gazete, yasanın aşırı sağcı koalisyonun içindeki siyasi dengeyi güçlendirmek amacıyla tasarlandığını öne sürerek, “Mahkeme, Batı Şeria’daki Filistinlilere karşı kullanılmak üzere tasarlanmış olan bu yasayı muhtemelen iptal edecektir” yorumunda bulundu. Bu iddia, yasanın hukuki temelinden ziyade, İsrail iç siyasetindeki bir güç mücadelesinin aracı olabileceği şüphelerini doğuruyor. Peki, bir insanın hayatı, siyasi pazarlıkların konusu haline geldiğinde adaletten söz edilebilir mi?

Uluslararası Tepki ve Gündelik Hayatın Gerçekleri

Türkiye, Mısır, Endonezya, Ürdün, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanları, İsrail’in bu idam yasasını ortak bir açıklamayla şiddetle kınadı ve uluslararası çabaların artırılması çağrısında bulundu. Ancak bu kınamalar, Batı Şeria’da her gün bir kontrol noktasında bekleyen, tarlasına gidemeyen, hastaneye ulaşamayan ya da işinden olan Filistinlinin hayatında neyi değiştiriyor? Uluslararası diplomasi, çoğu zaman kağıt üzerinde kalan bir ses olmaktan öteye geçemediğinde, işgal altında yaşayanların çaresizliği daha da derinleşiyor. Bu yasa, zaten kırılgan olan barış umutlarını daha da inceltirken, bölgedeki istikrarsızlığı körükleme potansiyeli taşıyor. Filistin halkı, sadece bir idam yasasına değil, varoluş mücadelesine karşı duran her türlü baskıya karşı direnmeye devam edecek. Ama ne pahasına? İşte bu, yanıtı en ağır olan sorulardan biri.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir