Sermaye Haritası Değişirken Kaybedilen Egemenlik
Akdeniz’in kalbinde, tapu daireleri üzerinden sessiz bir dönüşüm yaşanıyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Limasol kenti yakınlarındaki Trozena köyü, artık sadece bir yerleşim yeri değil; sermayenin sınırları nasıl yeniden çizdiğinin en somut kanıtı haline geldi. İsrailli yatırımcıların köyü blok halinde satın aldığı ve bölgedeki manevi sembollere erişimi kısıtladığı iddiaları, bölge halkı arasında infiale yol açmış durumda. İşte tam da bu noktada, ‘stratejik mülkiyet’ kavramının bir ülkenin demografik yapısını nasıl sessizce değiştirebildiğini görüyoruz.
Kilise Kapısında Özel Mülkiyet Duvarı
Olayın fitilini ateşleyen gelişme, köyün tarihi simgelerinden biri olan Aziz Georgios Kilisesi’ne gitmek isteyen Rum vatandaşlarının engellenmesi oldu. Skala Times gazetesinin gündeme taşıdığı iddialara göre, köyün yeni sahipleri ‘özel mülkiyet’ gerekçesiyle kiliseye erişimi sınırlandırıyor. Yerel polisin yaptığı açıklamalar ise durumun vehametini doğrular nitelikte. Bir polis memuru, arazinin geniş bir kısmının İsraillilerin mülkiyetine geçtiğini onaylarken, kilisenin tapulu arazi içinde kalması durumunda girişlerin yasal olarak engellenebileceği gerçeğini masaya yatırdı. Bu durum, kamusal mirasın özel sermaye karşısında nasıl savunmasız kaldığını gösteren tipik bir örnek.
George Perdikis’in Uyarıları ve Sosyal Değişim
Ekolojistler Birliği Başkanı George Perdikis, konuyu sadece bir mülkiyet meselesi olarak görmüyor. Perdikis’in iddiaları çok daha derin bir organizasyona işaret ediyor: Bölgedeki bazı binaların yıkıldığı, eski patikaların iş makineleriyle devasa yollara dönüştürüldüğü ve tüm bu sürecin yerel yönetimler tarafından ‘imar desteği’ adı altında sessizce izlendiği belirtiliyor. Trozena’nın sit alanı içerisinde yer almasına rağmen bu çapta bir müdahalenin yapılması, ‘para her kapıyı açar mı?’ sorusunu akıllara getiriyor. Aslında burada kaybedilen sadece birkaç dönüm arazi değil, bölgenin tarihi dokusu ve yerel kimliği oluyor.
Demografik Mühendislik ve Geleceğin Kıbrıs’ı
Mesele sadece Trozena ile sınırlı kalsaydı, bunu münferit bir emlak satışı olarak değerlendirebilirdik. Ancak Baf’taki terk edilmiş Türk köylerine yönelik İsrailli ve diğer yabancı yatırımcıların yoğun ilgisi, adanın güneyinde sistematik bir mülkiyet değişiminin yaşandığını kanıtlıyor. Yerel halkın ekonomik krizlerle boğuştuğu bir dönemde, dışarıdan gelen sıcak paranın köyleri, kıyı şeritlerini ve tarihi alanları tek tek satın alması, gelecekte ‘kimin adası?’ sorusunun sorulmasına neden olacak. Eğer stratejik planlama, emlak komisyoncularının insafına bırakılırsa, haritalar savaşla değil, tapu senetleriyle çoktan değişmiş demektir. Vatandaşın kendi toprağına, kendi kilisesine veya camisine ‘ziyaretçi’ olarak bile giremediği bir düzen, egemenliğin ekonomik bir takasa dönüştüğünün en net göstergesidir.






