Akdeniz’in o huzur dolu, sakin görüntüsünün ardında kaynayan bir kazan olduğunu kaçımız fark ediyoruz? Ya da daha doğru bir ifadeyle, bölgesel güç simsarlarının satranç tahtasına dönüştürdüğü bir ada devleti, kendi kaderi hakkında kimlerle pazarlık etmek zorunda kalıyor? İşte 26 Mart 2026 Perşembe sabahı, Kıbrıs’ın Rum kesiminden sızan akıl almaz bir haber, bu çaresizliğin ta kendisi. Rum İstihbarat Teşkilatı (KİPE) Başkanı Tasos Tzionis, bölgesel bir vekalet savaşının ana aktörlerinden, üstelik uluslararası alanda terör örgütü kabul edilen Lübnan Hizbullahı ile temas kurdu. Hem de ne için? Kendi topraklarındaki İngiliz üslerine füze yağmaması için çaresizce bir mesaj göndermek, bir ricada bulunmak için.
Akdeniz’in Stratejik Kâbusu: Kıbrıs Neden Hedefte?
Kıbrıs, coğrafi konumu itibarıyla yüzyıllardır büyük güçlerin ilgi odağı. İngiltere’nin buradaki Ağrotur ve Dikelya üsleri, sadece birer askeri tesis değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki nüfuzunun ve operasyonel kapasitesinin sembolleri. Bu üsler, geçmişte birçok bölgesel krizde kullanıldı, kullanılıyor. Ancak bölgedeki gerilimler tavan yapmışken, özellikle ABD ile İran arasında giderek keskinleşen kapışmada, Kıbrıs adası beklenmedik bir şekilde cephe hattına dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Hatırlayın, geçtiğimiz ay başlarında Ağrotur üssüne düzenlenen kamikaze drone saldırısını. İşte o saldırı, bu gerilimin somut bir dışavurumuydu. Kimin yaptığı da sır değil: Lübnan’dan kalkan ve Hizbullah’a atfedilen bir operasyondu bu. İran’ın dolaylı yoldan gönderdiği net bir mesajdı: “Bizim etki alanımızdaki her hamlenin bir bedeli var.”
Çaresiz Bir Diplomasi: Hizbullah ile Temasın Anlamı
Şimdi Kıbrıs, bu devasa güç mücadelesinin ortasında, kendi güvenliğini sağlamak adına akla gelmeyecek bir adıma imza atıyor. KİPE Başkanı Tzionis’in Hizbullah liderliğine ulaştığı, Lübnan gazetesi Beirut Times tarafından duyuruldu. Mesaj net ama bir o kadar da acınası: “İran’a söyleyin, İngiliz üsleri ABD ve İsrail’in başlattığı savaşta aktif olarak kullanılmıyor ve kullanılmayacak. Bize füze atmasınlar.” Bu rica, basit bir diplomatik temasın çok ötesinde. Bu, bölgesel aktörlerin giderek artan karmaşıklığını, ulus devletlerin zayıflayan egemenliklerini ve gücün artık sadece resmi devletler arasında paylaşılmadığını kanıtlayan acı bir gerçek. Kıbrıs, kendisini dev bir satranç tahtasında piyon olarak buldu ve hayatta kalmak için taşları kimin oynattığına bakmadan aracılarla görüşmek zorunda kaldı. Bu durum, adanın kendi toprakları üzerindeki kontrolünün ne denli pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteriyor.
Kentlerin Gölgesinde Oynanan Kirli Oyunlar
Peki bu ne anlama geliyor? Herhangi bir bölgesel çatışma, eninde sonunda sıradan vatandaşın kapısına dayanır. Drone saldırıları, füze tehditleri… Bunlar soyut kavramlar değil. Bunlar, Kıbrıs sokaklarında yaşayan, işine gücüne giden, çocuklarını okula gönderen insanların üzerindeki daimi tehdit. Yarın bu üslerden birine gerçek bir füze düşse, çevresindeki sivil yerleşimler ne olacak? Bu “garanti”ler ne kadar güvenilir? Tzionis’in çaresiz çağrısı, aslında bir feryattı: “Bizi bu kirli oyununuza alet etmeyin, bizi hedef haline getirmeyin!” Ancak bölgesel tansiyon bu denli yüksekken, bu tür bir yalvarışın ne kadar karşılık bulacağı meçhul. Akdeniz’in kalbindeki bu adanın kaderi, bir kez daha güç simsarlarının insafına terk edilmiş durumda. Ve bizler, bu gerilimin bir sonraki adımının ne olacağını, hangi kentin, hangi sokağın bedel ödeyeceğini endişeyle bekliyoruz.






