Ortadoğu’da barış umutlarının üzerine yeni bir gölge düşüren ve işgal altındaki Batı Şeria’da mülkiyet yapısını kökten değiştirmeyi hedefleyen İsrail’in ‘arazi kayıt süreci’ hamlesi, uluslararası toplumda devasa bir diplomatik duvarla karşılaştı. Aralarında Birleşmiş Milletler (BM) üyesi 80’den fazla ülke ve uluslararası kuruluşun bulunduğu geniş bir ittifak, Tel Aviv yönetiminin bu adımını Filistin topraklarının hukuksuz bir şekilde gasp edilmesini ‘resmîleştirme’ çabası olarak nitelendirerek en sert tonda kınadı. New York’taki BM Genel Merkezi’nde kameralar karşısına geçen BM Arap Grubu ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) temsilcileri, bu kararın sadece bir idari işlem değil, bölgedeki jeopolitik dengeleri altüst edecek stratejik bir hamle olduğunu vurguladı.
Uluslararası Hukukun İhlali: ‘Tapu Hamlesi’ Ne Anlama Geliyor?
Filistin’in BM Daimi Temsilcisi Riyad Mansur tarafından seslendirilen ortak bildiride, İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı varlığını genişletme amacını taşıyan her türlü tek taraflı kararın derhal geri alınması çağrısı yapıldı. Mansur, 1967’den bu yana işgal altında tutulan Doğu Kudüs dahil tüm Filistin topraklarının demografik yapısını ve statüsünü değiştirmeye yönelik hamlelerin hiçbir meşruiyeti olmadığını belirtti. Uzman görüşlerine göre, İsrail’in bu ‘tescil’ hamlesi, bölgedeki askeri işgali sivil bir bürokratik mekanizmaya dönüştürerek kalıcı bir ilhakın yasal altyapısını oluşturma riski taşıyor. Batı Şeria’nın %61’ini kapsayan ve tam İsrail kontrolündeki ‘C Bölgesi’ üzerinde planlanan bu süreç, Filistinli hak sahiplerinin kendi toprakları üzerindeki egemenliğini fiilen sona erdirme tehdidi oluşturuyor.
İki Devletli Çözüme Vurulan Ağır Darbe ve Jeopolitik Riskler
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Adalet Bakanı Yariv Levin gibi sağ kanat aktörlerin öncülüğünde hayata geçirilen bu politika, bölgesel istikrarı baltalayan bir ‘saatli bomba’ olarak görülüyor. 2030 yılına kadar bölgenin %15’inin bu şekilde tescil edilmesi hedeflenirken, bu durumun Filistin yönetiminin yetkilerini tamamen devre dışı bırakacağı öngörülüyor. Toplumsal açıdan bakıldığında, mülkiyet haklarının bürokratik engellerle ellerinden alınması, binlerce Filistinli ailenin yerinden edilmesi ve bölgedeki gerilimin kontrol edilemez bir noktaya evrilmesi anlamına geliyor. Bu hamle, uluslararası toplumun yıllardır üzerinde titrediği iki devletli çözüm vizyonuna indirilen en ağır darbelerden biri olarak kayıtlara geçiyor. Diplomatik çevreler, bu tür ‘oldubitti’ girişimlerinin bölgeyi barıştan kopararak daha derin bir çatışma sarmalına sürükleyeceğinden endişe ediyor.






