Ortadoğu’da uzun süredir tırmanan gerilim, son askeri gelişmeler ve sahadan gelen çarpıcı haberlerle daha da karmaşık bir düğüme dönüştü. ABD, İsrail, İran ve Körfez Arap ülkeleri arasında giderek keskinleşen bu jeopolitik satrançta, Tahran’ın askeri kapasitesine dair çelişkili iddialar ve beklenmedik ataklar, bölgenin geleceğine dair endişeleri derinleştiriyor. Özellikle İsrail’in gurur duyduğu hava savunma sistemlerinin ilk kez delinmesi, dengelerin nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor.
İran’ın Füze Kapasitesi: Azalış mı, Stratejik Bir Hamle mi?
Daily Mail’in aktardığına göre, İsrail merkezli Alma Araştırma Merkezi’nin yayımladığı son rapor, İran’ın füze stoklarında dikkat çekici bir düşüş yaşandığını öne sürüyor. Çatışmanın başlangıcında 2500 civarında olduğu tahmin edilen balistik ve diğer türdeki füzelerin sayısının, gelinen noktada yaklaşık 1000’e kadar gerilediği iddia ediliyor. Bu durum, Tahran’ın uzun süreli ve yüksek yoğunluklu bir çatışmayı sürdürme yeteneği hakkında ciddi soru işaretleri doğuruyor. Savaşın ilk günlerinde günde onlarca füze fırlatılırken, bu sayının giderek 10’a düşmesi de bu tezi güçlendiriyor gibi görünüyor.
Ancak güvenlik ve terör uzmanı, emekli istihbarat albayı Coşkun Başbuğ, bu rakamların gizem perdesini aralamakta yetersiz kaldığına işaret ediyor. Füze gibi stratejik mühimmatların sayısının, ülkelerin en sıkı sakladığı bilgiler arasında olduğunu vurgulayan Başbuğ, mevcut 1000 füze iddiasının pek de gerçekçi olmadığını belirtiyor. Kendisine göre, İran’ın ilk baştaki füze stoğu çok daha fazlaydı, belki de 5000’in üzerindeydi. “İran’ın kendi ülke sınırları içinde kuzeyden güneye, hatta güneydoğuya kadar dağların içinde mühimmat depoları yaptığını biliyoruz. Dolayısıyla kimse bunun sayısını kestiremez” sözleriyle, Tahran’ın saklı gücüne dikkat çekiyor. Ayrıca, İran’ın sahadaki mevcut cesaretinin, elinde hâlâ önemli bir füze stoğu olduğunu düşündürdüğünü ve ilk etapta yapılan ‘cömert harcamanın’ ardından gelen duraksamanın sadece stok azalması değil, stratejik bir hamle olabileceğini de ekliyor.
Tahran’ın Hızlı Toparlanma Yeteneği ve Moskova’dan ‘Ölümcül’ Destek
İran’ın askeri gücüne dair bu tartışmalar sürerken, Tahran’ın geçmişteki hızlı toparlanma yeteneği de göz ardı edilmemeli. Alma Araştırma Merkezi uzmanları, geçtiğimiz yıl yaşanan 12 günlük çatışmanın ardından elinde 1500 füze kalan İran’ın, sadece sekiz ay içinde yaklaşık 1000 yeni füze üretmeyi başardığının altını çiziyor. Merkezin başkanı Sarit Zehavi, bu toparlanmanın şaşırtıcı olduğunu belirtirken, rejimin iktidarda kaldığı sürece bu kapasiteyi yeniden inşa etmeye devam edeceğini vurguluyor.
Bu bağlamda, Rusya’nın İran’a insansız hava araçları (İHA) tedarik etmeye başlaması, bölgesel dinamikleri değiştirecek ‘ölümcül’ bir destek olarak yorumlanıyor. Financial Times’a konuşan Batılı istihbarat yetkilileri, bunun savaşın başlamasından bu yana Moskova’dan Tahran’a yapılan bilinen ilk askeri mühimmat transferi olduğunu doğruluyor. Sevkiyatların mart ayının başında başladığı ve ay sonunda tamamlanması planlandığı belirtiliyor. Raporlara göre, İran’a gönderilen Geran-2 ve Şahid-136 tipi kamikaze İHA’lar, Rusya tarafından önemli ölçüde geliştirilmiş durumda; motorları, navigasyon sistemleri ve anti-parazit yetenekleri, İran’ın kendi ürettiği versiyonlardan çok daha ileri seviyede. Bu gelişme, 28 Şubat’taki ABD ve İsrail saldırıları sonucu füze ve İHA üretim kapasitesinin üçte ikisini kaybettiği düşünülen Tahran için hayati bir can simidi niteliği taşıyor.
İsrail Hava Savunması İlk Kez Delindi: Dimona ve Tel Aviv Hedefte
Çatışmanın en kritik dönemeçlerinden biri ise, İran’ın balistik füze saldırılarında İsrail’in hava savunma sistemlerinin ilk kez aşıldığı iddiaları oldu. Özellikle geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşen saldırılarda, İran füzelerinin İsrail savunmasını geçerek stratejik bölgelere ulaşması, bölgenin güvenlik mimarisinde yeni bir kırılma noktası yarattı. Güneydeki Dimona ve Arad şehirlerinin hedef alındığı bu saldırılarda, onlarca kişi yaralanırken, füzelerin İsrail’in ana nükleer tesisine son derece yakın bir noktaya düşmesi, hem psikolojik hem de stratejik açıdan eşi benzeri görülmemiş bir gelişme olarak kayıtlara geçti.
Saldırılar yalnızca güney bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Daily Mail’in haberine göre, Tel Aviv de doğrudan hedef alındı. Şehir merkezine düşen bir füzenin yaklaşık 100 kilogramlık savaş başlığı taşıdığı ve hava savunma sistemlerini aşarak bir sokağa isabet ettiği belirtildi. Bu olay, İsrail’in en kalabalık ve ekonomik açıdan kritik merkezlerinden birinin savunmasız kalabileceği algısını güçlendirerek büyük yankı uyandırdı. Patlama sonrası yükselen dumanlar ve paramparça olan pencereler, Tel Aviv sakinlerinin yaşadığı şoku gözler önüne serdi.
Gerilim Körfez Ülkelerine Sıçradı: Bölgesel Yankılar
Ortadoğu’daki bu çalkantı yalnızca İsrail ve İran arasında kalmadı, Körfez bölgesine de hızla yayıldı. Kuveyt’te, hava savunma sistemlerine ait şarapnel parçalarının elektrik hatlarına isabet etmesi sonucu birkaç saat süren kısmi elektrik kesintileri yaşandı. Bahreyn’de füze alarm sirenleri devreye girerken, halk arasında panik yaşandı ve yetkililer savunma sistemlerinin aktif hale getirildiğini duyurdu. Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı ise, ülkenin petrol zengini Doğu Bölgesi’ni hedef alan 19 İran insansız hava aracının imha edildiğini açıkladı. Bu gelişmeler, enerji güvenliği açısından hayati önem taşıyan bölgelerin doğrudan tehdit altında olduğunu ortaya koyarken, bölgesel tırmanışın ne denli geniş bir coğrafyayı etkileyebileceğini gözler önüne seriyor. Ortadoğu’da barışın umutları, her geçen gün daha da kırılgan bir hal alıyor.






