Mescid-i Aksa’nın en kıdemli ve saygın simalarından biri olan Şeyh Muhammed el-Abbasi’ye yönelik İsrail makamları tarafından getirilen giriş yasağı, İslam dünyasında büyük bir yankı uyandırdı. Mübarek Ramazan ayının eşiğinde alınan bu karar, sadece bir din adamının ibadet ve görev hakkının kısıtlanması değil, aynı zamanda Kudüs’teki hassas dengelerin ne denli pamuk ipliğine bağlı olduğunun acı bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Şeyh Abbasi, kendisine tebliğ edilen bir haftalık yasağın hiçbir somut gerekçeye dayandırılmadığını vurgularken, bu durumun ilerleyen günlerde uzatılma ihtimali bölgedeki gerginliği daha da tırmandırıyor.
Ciddi bir trafik kazasının ardından bir yıl boyunca hastanede tedavi gören ve hayata tutunma mücadelesi veren Şeyh Abbasi, yaklaşık bir ay önce büyük bir manevi şevkle döndüğü kutsal mekandan uzaklaştırılmasını ‘ruhani bir sürgün’ olarak nitelendiriyor. Abbasi’nin ‘Ruhumuz El Aksa’ya bağlı, o bizim hayatımızdır’ sözleri, Filistin halkı için bu mekanın sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda bir kimlik ve kolektif hafıza merkezi olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Bu yasak, sadece bir bireye değil, temsil ettiği geniş halk kitlesine verilen bir mesaj olarak okunuyor.
Ramazan Hazırlıklarına Engel ve Vakıf Çalışanlarına Baskı
İsrail’in kısıtlamaları sadece imamlarla sınırlı kalmıyor; kutsal alanın idaresinden sorumlu olan Ürdün destekli İslami Vakıf (Waqf) çalışanları da benzer sistematik baskılarla karşı karşıya bırakılıyor. Ramazan ayı öncesinde her yıl rutin olarak gerçekleştirilen gölgeliklerin kurulumu, temizlik faaliyetleri ve geçici sağlık kliniklerinin oluşturulması gibi lojistik hazırlıkların durdurulması, yüz binlerce ziyaretçinin temel ihtiyaçlarının karşılanmasını imkansız hale getirebilir. Vakıf kaynaklarından alınan bilgilere göre, son bir hafta içinde 33 personelin daha girişinin engellenmesi, kutsal mekanın özerk yönetimsel işleyişine doğrudan bir müdahale olarak yorumlanıyor. Bölgedeki uzmanlar, bu tür engellemelerin kalabalık yönetimini imkansız kılarak olası bir insani krizi tetikleyebileceği konusunda uyarıyor.
İbadet Özgürlüğü Tartışması ve Yaş Kısıtlamaları
İşgal altındaki Batı Şeria’dan Kudüs’e gelmek isteyen Filistinliler için getirilen kota ve yaş sınırı belirsizliği ise krizin bir diğer boyutunu teşkil ediyor. İsrail polisinin 10 bin kişilik sınırlı bir izin kotası önermesine karşın, bu izinlerin erkeklerde 55, kadınlarda ise 50 yaş üstü ile sınırlandırılacağına dair sızan bilgiler, ibadet özgürlüğünün yaş hiyerarşisine hapsedilmeye çalışıldığını gösteriyor. Bölgedeki siyasi analistlere göre, genç nesillerin kutsal mekanla bağının kesilmeye çalışılması toplumsal huzuru sağlamaktan ziyade, uzun vadeli bir yabancılaştırma politikasının parçası olabilir. Ramazan’ın manevi ikliminde sükunetin korunması beklenirken, atılan bu provokatif adımların Doğu Kudüs ve çevresinde yeni bir toplumsal infiali tetiklemesinden ciddi endişe duyuluyor.






