Tel Aviv’de Trump Bilmecesi: Ordu Ne Yapacağını Şaşırdı
Orta Doğu’nun barut fıçısı yeniden alev alırken, bu kez krizin merkezi sadece cephe hattı değil, aynı zamanda karar mekanizmalarındaki belirsizlik. İsrail güvenlik koridorlarında bugünlerde tek bir soru yankılanıyor: Bir sonraki büyük savaş ne zaman başlayacak? Ancak bu sorunun cevabı Tel Aviv’den çok, binlerce kilometre ötedeki Washington’dan gelecek bir sosyal medya paylaşımına endeksli hale gelmiş durumda. ABD Başkanı Donald Trump’ın bölge politikalarındaki sert gel-gitleri, İsrail ordusunda (IDF) daha önce eşi benzeri görülmemiş bir kafa karışıklığına yol açıyor.
Askeri kaynaklardan sızan bilgilere göre, sahadaki subaylar Trump’ın birbiriyle çelişen açıklamaları karşısında ne yöne gideceklerini kestiremiyor. Maariv gazetesine konuşan bir İsrail subayının “Nereye gittiğimizi, yönümüzün ne olduğunu bilmiyoruz” itirafı, aslında tablonun ne kadar vahim olduğunu gözler önüne seriyor. Bir an şahin bir tutum sergileyen, iki dakika sonra ise tamamen farklı bir röportaj veren bir lider profili, Orta Doğu’daki askeri stratejileri adeta felç etmiş durumda. Bu durum, ordunun operasyonel kabiliyetinden ziyade, stratejik vizyonunda büyük bir boşluk yaratıyor.
Hizbullah Hamlesi ve Ellerindeki Kelepçe
İsrail ordusu için asıl alarm zilleri kuzey sınırında çalıyor. “Aslanın Kükremesi” operasyonuyla bölgede üstünlük kurduğunu düşünen Tel Aviv, son günlerde beklemediği bir dirençle karşılaştı. Hizbullah’ın özellikle Bağımsızlık Günü’nden bu yana “sarı hat” olarak adlandırılan bölgede saldırılarını artırması, askeri dengelerin İsrail aleyhine değiştiği yorumlarını beraberinde getiriyor. Üstelik bu saldırılar sadece basit taciz ateşleri değil; füze, havan topu ve kamikaze İHA’larla koordine edilen ağır darbelerden oluşuyor.
Ordu içerisindeki huzursuzluğun bir diğer sebebi ise siyasi kısıtlamalar. Askeri kanat, Hizbullah’a tam kapasiteyle yanıt vermek istese de, siyasi otoritenin getirdiği kısıtlamalar nedeniyle adeta bir bekleyişe mahkum edilmiş durumda. Bu durumun, İsrail’in Lübnan ve Gazze’deki pozisyonunu 27 Şubat öncesinden bile daha kötü bir noktaya sürüklediği iddia ediliyor. Sahadaki askerler için en düşündürücü olan ise, hayati kararların Tel Aviv’deki harekat merkezlerinde değil, Beyaz Saray’ın koridorlarında şekilleniyor olması.
İran Masada, Gözler Beyaz Saray’ın ‘Yeşil Işığında’
İran cephesinde ise durum çok daha karmaşık bir hal aldı. İsrail savunma bürokrasisi, İran’ın balistik füze sistemlerine ve kritik altyapısına yönelik “daha ölümcül” bir harekatın planlarını masada tutuyor. Savunma Bakanı Israel Katz’ın Washington’dan gelecek “yeşil ışık” için yaptığı vurgu, aslında insiyatifin tamamen Trump yönetiminde olduğunu tescilliyor. İran’ın; Lübnan’da Hizbullah, Gazze’de Hamas ve Yemen’de Husiler üzerinden kurduğu kıskacı kırmanın tek yolu olarak kapsamlı bir operasyon görülüyor.
Ancak Trump’ın öngörülemez tavrı, bu operasyonun zamanlamasını imkansız hale getiriyor. Üst düzey bir yetkilinin belirttiği gibi, İran farklı sahnelerde vekil güçleri üzerinden oyun kurmaya devam ederken, İsrail’in Washington’daki rüzgara göre pozisyon alması ordudaki stratejik sabrı zorluyor. Şimdi tüm dünya tek bir noktaya odaklandı: Washington’dan gelecek o nihai karar, bölgeyi topyekun bir savaşa mı sürükleyecek yoksa yeni bir belirsizlik döneminin kapılarını mı aralayacak? İsrail ordusu için artık mesele askeri güç değil, siyasi bir muamma haline gelmiş durumda.





