Gazze’deki Bombardımandan Daha Ağır Bir Tablo
İsrail’in 7 Ekim 2023 sonrası başlattığı operasyonlar sadece Gazze’nin fiziksel yıkımıyla sınırlı kalmadı. Savaşın görünmeyen yüzü, asıl ağır bilançonun yaşandığı kapalı kapılar ardındaki cezaevlerinde şekilleniyor. Bugüne kadar on binlerce insanın hayatını kaybettiği bölgede, hayatta kalanların maruz kaldığı sistematik baskı politikaları yeni bir boyut kazandı. Amerikan medyasının prestijli mecralarından New York Times gazetesi, İsrail hapishanelerindeki karanlık koridorlara ışık tutarak, tutukluların yaşadığı dehşeti mağdurların kendi ağzından kamuoyuna duyurdu.
Sistematik Şiddetin Kurumsal Niteliği
Nicholas Kristof imzalı haberde, İsrail güvenlik birimlerinin Filistinli tutuklulara yönelik uyguladığı muamelelerin münferit vakalar olmaktan çıktığına dikkat çekiliyor. Batı Şeria ve Gazze’den toplanan yaklaşık 20 bin kişinin gözaltı süreçleri, hukuki dayanaktan yoksun bir belirsizliğe dönüşmüş durumda. Hâlihazırda cezaevlerinde bulunan 9 bin Filistinlinin büyük bir kısmı, ‘idari tutukluluk’ adı verilen ve hiçbir resmi suçlama yöneltilmeden aylarca süren bir tecrit mekanizmasıyla karşı karşıya. Uluslararası raporlar, bu kapalı sistemde uygulanan şiddetin artık kurumsal bir nitelik kazandığını ve bir devlet politikası haline geldiğini belgeliyor.
Mağdurların Kan Donduran İfadeleri
Haberde yer alan tanıklıklar, insan onurunun nasıl ayaklar altına alındığını kanıtlar nitelikte. Gazeteci Sami el-Sai, İsrail istihbaratı için muhbirlik yapmayı reddettiği için maruz kaldığı işkenceleri ayrıntılarıyla paylaştı. Sadece fiziksel şiddetle sınırlı kalmayan bu süreçte, gardiyanların organize bir şekilde cinsel saldırılarda bulunduğu, mağdurların aşağılanarak psikolojik dirençlerinin kırılmaya çalışıldığı görülüyor. Benzer şekilde, ismi gizli tutulan kadın tutukluların ve hatta 15 yaşındaki çocukların maruz kaldığı tehditler, bölgedeki hukuk boşluğunun ne denli derinleştiğini gösteriyor. Bazı mağdurların toplumsal baskı ve utanç nedeniyle sustuğu, ancak yaşananların vahametinin bu sessizliği bozmaya başladığı belirtiliyor.
Uluslararası Toplum ve Hukuki Boşluk
BM mekanizmaları ve Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşların hazırladığı raporlar, İsrail hapishanelerindeki bu durumu ‘örgütlü devlet politikası’ olarak tanımlıyor. Kızılhaç ve avukatların tutuklulara erişiminin engellenmesi, işkence iddialarının bağımsız organlarca denetlenmesini imkânsız hale getiriyor. Kristof’un analizine göre, İsrail güvenlik sistemini finanse eden ABD yönetimi de bu tablodan doğrudan sorumlu tutuluyor. Washington’un silah sevkiyatlarını bu ihlallerin durdurulması şartına bağlaması ve diplomatik baskı kurması gerektiği vurgulanırken, aksi takdirde yaşanan insanlık dramının bölgedeki şiddet sarmalını daha da büyüteceği öngörülüyor.






