Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi bünyesinde gerçekleştirilen ve küresel güvenliğin en kritik başlıklarından biri olan Silahsızlanma Konferansı, İran tarafından gelen önemli açıklamalarla dünya gündemine oturdu. İranlı yetkili Garibabadi, uluslararası kamuoyuna hitaben yaptığı kapsamlı konuşmada, Tahran yönetiminin nükleer programına yönelik son dönemde artan spekülasyonlara resmi bir yanıt verdi. Garibabadi, İran’ın nükleer programını tamamen sivil ve barışçıl amaçlarla yürüttüğünü, askeri bir amaç gütmediklerini kesin bir dille ifade etti. Ülkesinin kitle imha silahlarını hem inanç hem de kültürel kodlar doğrultusunda kategorik olarak reddettiğini vurgulayan Garibabadi, bu yaklaşımın devlet politikasının değişmez bir parçası olduğunu belirtti.
Uluslararası Hukuk ve NPT Vurgusu
Konuşmasında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) üzerinde duran Garibabadi, bu belgenin küresel silahsızlanma mimarisinin kilit taşı olduğunu ifade etti. Bilindiği üzere NPT, nükleer enerjinin barışçıl kullanımını teşvik ederken, nükleer silahların yayılmasını engellemeyi ve nihai olarak tam silahsızlanmayı hedefleyen uluslararası bir sözleşmedir. Türkiye’nin de taraf olduğu bu tür uluslararası sözleşmeler, devletlerin egemenlik hakları ile küresel güvenlik sorumlulukları arasında bir denge kurmayı amaçlar. Garibabadi, nükleer silahlara sahip devletlerin bu cephanelikleri tamamen yok etme yükümlülüğünü hatırlatarak, nükleer kapasiteyi bir ‘güvenlik doktrini’ olarak gören ülkeleri sert şekilde eleştirdi. Bu tür bir yaklaşımın, insanlık için telafisi imkansız bir tehlike oluşturduğunu ve mevcut uluslararası hukuk kurallarıyla çeliştiğini dile getirdi.
Cenevre Müzakereleri ve Diplomatik Süreç
İsviçre’nin diplomasi merkezi olan Cenevre, tarihsel süreç boyunca birçok barış görüşmesine ve kritik antlaşmaya ev sahipliği yapmış, tarafsızlığı ile bilinen bir şehirdir. Bugün de İran ve ABD arasındaki müzakere süreci için hayati bir platform olma özelliğini sürdürmektedir. Garibabadi, devam eden bu diyalog sürecinin yeni bir fırsat penceresi açabileceğini ancak görüşmelerin her türlü siyasi baskıdan uzak, uluslararası hukuk normlarına uygun olarak yürütülmesi gerektiğini kaydetti. Diplomatik kaynaklar, bu tür üst düzey temasların bölgesel istikrar açısından kritik önem taşıdığını ve gerilimin düşürülmesi için şeffaf bir iletişim kanalının korunması gerektiğini vurguluyor. Küresel ölçekte nükleer güvenlik prosedürleri, genellikle Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimleriyle paralel olarak yürütülmekte ve her adımın hukuki bir dayanağa sahip olması beklenmektedir. Bu süreçlerin başarıyla yönetilmesi, sadece bölge ülkeleri için değil, tüm dünya barışı için stratejik bir kazanç olarak görülmektedir.






