Trump’tan Şifreli Sinyal: Kara Harekâtı Kapıda mı?
Ortadoğu, Amerikan eski Başkanı Donald Trump’ın son açıklamalarıyla yine diken üstünde. Trump, verdiği röportajlarda ‘gerekirse kara birlikleri’ ifadesini kullanmaktan çekinmeyerek, 2003 Irak Savaşı’nı anımsatan bir rejim değişikliği operasyonu ihtimalini yeniden masaya getirdi. Bu sözler, Washington’ın İran’a yönelik nihai hedefi konusunda büyük bir belirsizlik yaratırken, dünya kamuoyu nefesini tutmuş bekliyor: Acaba tarihin tekerrür etme ihtimali ne kadar gerçekçi?
Trump’ın açıklamalarındaki en çarpıcı detay, kara birlikleri seçeneğini tamamen dışlamaması oldu. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth de operasyonun süresi hakkında net bir takvim vermekten kaçındı. Hegseth, savaşın ‘iki hafta da sürebileceğini, altı hafta da’ diyerek, bunun bir ‘Irak tarzı ulus inşası operasyonu’ olmayacağının altını çizse de, bu durum kimseyi tam olarak rahatlatmış değil. Washington’ın resmî söylemi her ne kadar İran’ın nükleer programı, balistik füze altyapısı ve askeri komuta zincirini hedef aldığını belirtse de, Trump’ın ‘asıl büyük dalga henüz gelmedi’ sözleri, saldırıların çok daha genişleyebileceği sinyalini veriyor.
ABD-İran Geriliminin Kökenleri: Bir Tekerrür mü?
ABD ile İran arasındaki gerilim, uzun yıllara dayanan karmaşık bir tarihe sahip. 1979 İran İslam Devrimi’nden bu yana, iki ülke arasındaki ilişkiler genellikle düşmanca bir seyir izledi. Özellikle George W. Bush dönemindeki ‘Şer Ekseni’ söylemi ve Trump’ın nükleer anlaşmadan (JCPOA) tek taraflı çekilmesi, tansiyonu sürekli yüksek tuttu. Nükleer anlaşmadan çekilmenin ardından uygulanan ‘maksimum baskı’ politikası, İran ekonomisini ciddi şekilde sarsarken, bölgedeki vekalet savaşlarını ve askeri provokasyonları da artırdı. Hürmüz Boğazı’ndaki tanker saldırıları, insansız hava aracı düşürme olayları ve bölgedeki askeri hareketlilik, bu gerilimin somut yansımaları olarak öne çıktı. Bugün gelinen nokta, uzun yıllardır biriken bu tansiyonun bir eşiği olarak değerlendiriliyor.
İran’ın Kalbine Bir Kara Harekatı Mümkün mü?
Peki, böylesi bir kara harekatı sahada ne kadar uygulanabilir? İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Dr. Hazar Vural, Irak benzeri bir kara harekatı senaryosunu ‘son derece zor’ görüyor. Vural’a göre, ‘İran, Türkiye’nin iki katından daha büyük bir yüz ölçümüne ve 90 milyonluk bir nüfusa sahip. Yarısından fazlası dağlarla çevrili, ortasında ise savunmaya destek olacak çöller var. Bu nedenle Irak benzeri bir kara harekâtı ihtimalini çok gerçekçi görmüyorum.’ Bu stratejik coğrafi engeller, olası bir işgalin maliyetini ve zorluğunu katlayarak artırıyor. Bu ifadeler, hava bombardımanının ötesinde bir askeri plan olup olmadığı sorusunu tekrar gündeme getirse de, şu aşamada kara birliklerinin İran topraklarına girdiğine dair resmi bir açıklama yok. Ancak seçenek tamamen masadan kalkmış değil.
Nükleer Program mı, Rejim Değişikliği mi? Washington’ın Çift Uçlu Hedefi
Washington’ın nihai amacı ne? Trump zaman zaman tek hedefin İran’ın nükleer silah geliştirmesini engellemek olduğunu söylese de, diğer açıklamaları rejim değişikliği ihtimalini de düşündürüyor. Dr. Hazar Vural’a göre, resmi söylem nükleer program üzerine yoğunlaşsa da hedefler daha geniş olabilir. Özellikle İsrail açısından balistik füze kapasitesinin en az nükleer program kadar hayati olduğunu belirten Vural, ‘İran’ın elindeki füzeler, aslında en yüksek teknoloji ve en büyük saldırı-savunma silahı, yani caydırıcı noktasıdır’ diyor. Ayrıca ABD-İsrail hattının, İran’ın Hizbullah ve Husiler gibi vekil unsurlarla bağlarını zayıflatmayı ya da tamamen koparmayı hedeflediği de düşünülüyor. Eğer hedef sadece nükleer programı etkisiz hale getirmekse, İran içinden Batı ile yeni bir anlaşmaya açık bir liderliğin ortaya çıkması ABD açısından yeterli olabilir. Bu senaryoda İran’ın mevcut devlet yapısı tamamen dağılmadan bir ‘rejim ayarlaması’ söz konusu olabilir. Ancak sürgündeki İranlı muhalifler ve bazı Batılı siyasetçiler daha köklü bir dönüşüm bekliyor. Eski Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi’nin anayasal monarşi ve Batı ile yakın ilişkiler vaadi, bu noktada öne çıksa da İran içinde ne ölçüde karşılık bulacağı büyük bir soru işareti.
İran Rejimi Ayakta Kalabilir mi? Liderlik Krizi ve Halkın Durumu
Tarihsel olarak, sadece hava bombardımanıyla güçlü ve merkezi bir rejimin tamamen çökmesi oldukça nadir görülen bir durum. İran’da devlet yapısı, dini liderlik, Devrim Muhafızları ve geniş güvenlik ağına dayanıyor. Son gelişmelerde liderlik tartışmaları da gündemde. Dr. Hazar Vural, İran anayasasına göre yeni dini liderin Uzmanlar Meclisi tarafından belirleneceğini hatırlatarak, mevcut atmosferde ABD ile uyumlu ‘ılımlı’ bir ismin seçilmesinin düşük bir ihtimal olduğunu belirtiyor. Ayrıca İran’ın politik kültüründe yas dönemlerinin önemine dikkat çeken Vural, ‘Hamaney’in 37 yıllık liderliği sonrası 40-52 günlük bir yas dönemi söz konusu olabilir; bu süreçte yeni liderin belirlenmesi zaman alacaktır’ diyerek, geçiş sürecindeki belirsizliğe işaret ediyor. Bu tür bir kontrollü geçiş senaryosu, ABD açısından nükleer ve füze programı konusunda güvence sağlarsa yeterli görülebilir. Ancak bu durum, sokak protestolarında hayatını kaybeden ve rejimin tamamen devrilmesini isteyen kesimler tarafından ‘yetersiz değişim’ olarak değerlendirilerek daha büyük toplumsal tepkilere yol açabilir. Savaşın getireceği kaos, İran halkının zaten ağır ekonomik koşullar altında yaşadığı zorlukları daha da derinleştirecek, olası bir insani krizi tetikleyecektir. Sıradan vatandaşların hayatı, altyapı, sağlık ve eğitim hizmetleri olumsuz etkilenecektir. Uluslararası toplumun da olası bir mülteci akınına hazırlanması gerekebilir.
Bölgesel ve Küresel Kaos Riski: Zincirleme Reaksiyonlar
En riskli senaryolardan biri ise merkezi otoritenin zayıflaması ve ülkenin kaotik bir sürece girmesi. İran, mezhepsel açıdan Irak kadar parçalı olmasa da etnik ve bölgesel hassasiyetlere sahip. Doğuda Beluç ayrılıkçı hareketleri, kuzeybatıda Kürt nüfusun bulunduğu bölgeler ve zaman zaman silahlı çatışmaların yaşandığı alanlar mevcut. Güvenlik yapısının zayıflaması halinde bu bölgelerde istikrarsızlık artabilir. Ayrıca Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, Körfez ülkeleri ve küresel enerji piyasaları açısından kritik önemde. Dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşımacılığının yüzde 20’sinden fazlası bu hat üzerinden gerçekleşiyor. Dr. Hazar Vural’a göre savaşın uzaması yalnızca bölgesel değil, küresel ekonomik ve siyasi sonuçlar da doğurabilir. Vural, ‘Eğer savaş Trump’ın öngördüğü 4-6 haftayı aşarsa, bu durum ara seçimlerde güç kaybedeceği düşünülen Trump’ı daha da zora sokabilir. Bu baskı, savaşın daha çabuk bitirilmesine de sebebiyet verebilir’ değerlendirmesinde bulunuyor. Olası bir savaş, petrol fiyatlarında astronomik artışlara yol açarak küresel ekonomiyi derinden etkileme potansiyeli taşıyor.
Gelecek Haftalar Çok Kritik: Belirsizlik Tam Gaz
ABD yönetimi, operasyonun Irak benzeri uzun süreli bir kara işgaline dönüşmeyeceğini söylese de, kullanılan dil ve açık bırakılan seçenekler belirsizliği artırıyor. İran tarafı ise sert bir savunma mesajı vererek ‘bedeli ne olursa olsun’ karşılık vereceğini duyuruyor. Dr. Vural’ın aktardığına göre, İran içinde rejim karşıtı kesimler dahi mevcut yıkım karşısında önceliği savaşın sona ermesine veriyor ve ABD’ye çatışmaları bir an önce bitirme çağrısında bulunuyor. Şu aşamada net olan tek şey, ABD-İran hattındaki gerilimin sadece askeri değil, siyasi, ekonomik ve bölgesel sonuçlar doğurabilecek bir eşiğe geldiği. Önümüzdeki haftalar, operasyonun kapsamını ve İran’daki yönetim yapısının nasıl şekilleneceğini belirleyecek kritik bir dönem olacak. Dünya, yeni bir fırtınanın eşiğinde nefesini tutmuş, gelişmeleri izliyor.






