MENÜ
18 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 46,4496 ▲ %0,18
EURO 53,2846 ▼ %0,40
ALTIN 6.340,91 ▼ %0,06

Hürmüz’de Jeopolitik Fay Hattı: Trump’ın Savaşı ve Avrupa’nın Reddi

Düzenin Sancısı ve Hürmüz’ün Ontolojik Önemi

Dünya, rasyonel aklın yerini dürtüsel hamlelere bıraktığı, eski müttefiklerin birbirini yabancı gözlerle süzdüğü tekinsiz bir dönemeçten geçiyor. Hürmüz Boğazı, bugün sadece küresel petrol trafiğinin beşte birinin aktığı bir su yolu değil; aynı zamanda Batı ittifakının içindeki derin çatlakların kristalleştiği bir sahneye dönüştü. Donald Trump’ın Beyaz Saray’daki ikinci döneminde İsrail ile el ele vererek İran’a karşı başlattığı operasyon, üçüncü haftasına girerken karşısında beklemediği bir duvar buldu: Avrupa’nın kolektif sağduyusu. Bu direniş, sadece askeri bir çekince değil, aynı zamanda Transatlantik ilişkilerde bir dönemin kapandığının açık ilanıdır.

Tarihin Tekerrürü: 2003’ün Hayaletleri Odada

Avrupalı liderlerin Trump’ın savaş gemisi çağrısına verdiği sert tepkiyi anlamak için sosyolojik bir hafıza tazelemesine ihtiyaç var. Bugün Berlin, Paris ve Londra koridorlarında dolaşan hayalet, 2003 yılındaki Irak işgalinin o yıkıcı hatırasıdır. O dönemde uydurma istihbaratlarla Orta Doğu’yu ateşe atan Amerikan iradesi, bedelini Avrupa’ya mülteci krizleri ve sosyal istikrarsızlık olarak ödetmişti. Bugün İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın “Bu bizim savaşımız değil” minvalindeki çıkışı veya Almanya’nın diplomatik çözümdeki ısrarı, aynı hataya ikinci kez düşmeme iradesinin dışavurumudur. Avrupa artık Washington’un jeopolitik iştahının faturasını ödemek istemeyen, kendi özgün çıkarlarını korumaya çalışan olgun bir aktör gibi davranıyor.

NATO Bir Savunma Kalkanı mı, Yoksa Saldırı Aparatı mı?

Trump’ın konuyu NATO’nun geleceğine bağlayarak müttefiklerini tehdit etmesi, ittifakın ontolojik temellerini sarsıyor. Kuzey Atlantik Paktı, kurulduğu günden bu yana bir savunma örgütü olarak tanımlandı. Ancak Trump, NATO’yu adeta kendi bölgesel ajandalarını dayatabileceği bir ‘özel güvenlik şirketi’ gibi kurgulamaya çalışıyor. 5. madde, yani kolektif savunma ilkesi, bir üyenin toprağına saldırı olduğunda devreye girer; bir üyenin denizaşırı maceralarına lojistik destek sağlamak için değil. Polonya ve İtalya gibi ülkelerden gelen itirazlar, NATO’nun bir ‘saldırı paktına’ dönüşmesine duyulan derin korkunun yansımasıdır. Trump’ın “ihtiyacımız yoktu zaten” şeklindeki hırçın tweetleri ise aslında bu büyük yarılmanın yarattığı hayal kırıklığının bir nişanesidir.

Enerji ve Göç: Savaşın Sosyolojik Maliyeti

Olayın bir de Avrupa halklarını doğrudan ilgilendiren insani ve ekonomik boyutu var. Amerika Birleşik Devletleri, coğrafi olarak Orta Doğu’nun ateşinden okyanuslarla korunuyor; ancak Avrupa bu ateşin hemen kıyısında yer alıyor. İran gibi 90 milyonluk bir devin istikrarsızlaşması, Arap Baharı’nda yaşanan göç dalgalarını unutturacak büyüklükte bir mülteci akınını tetikleyebilir. Bununla birlikte, enerjiye dışa bağımlı olan Avrupa kıtası, Hürmüz’ün kapanmasıyla birlikte yeni bir enerji krizinin eşiğine itilmekten korkuyor. Rusya-Ukrayna savaşıyla zaten sarsılan Avrupa ekonomisi, yeni bir savaşın yükünü kaldıramayacak kadar kırılgan. Bu noktada Avrupa’nın ‘hayır’ cevabı, aslında kendi toplumsal barışını koruma çabasından başka bir şey değildir.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir