Washington Koridorlarında Bütçe ve Strateji Çatlağı
Beyaz Saray’ın İran ve İsrail eksenli yürüttüğü askeri harekat, beklentilerin aksine Amerikan iç siyasetinde ciddi bir dirençle karşılaşıyor. Savaşın maliyeti ve belirsizliği, sadece muhalefetteki Demokratları değil, Cumhuriyetçi Parti’nin ağır toplarını da düşündürmeye başladı. Pentagon’un talep ettiği 200 milyar dolarlık ek bütçe, Senato koridorlarında akıl dışı bir yük olarak nitelendiriliyor. Senatör Thom Tillis’in “Nihayetinde neyi başarmaya çalışıyoruz?” sorusu, aslında Washington’daki strateji boşluğunun en sarih ifadesidir. Başkan Trump’ın 60 günlük yetki süresi dolarken, Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson operasyonun başarısından söz etse de, harcanan milyarlarca doların Amerikan halkının cebine yansıması, seçim atmosferindeki ülkede siyasi bir krizi tetikliyor. Demokrat cephe ise Trump’ın kontrolü kaybettiği ve panik halinde hareket ettiği iddiasını yüksek sesle dile getiriyor.
Enerji Güvenliği ve Hürmüz Boğazı’ndaki Kör Düğüm
Bölgedeki gerilim sadece cephedeki aktörleri değil, küresel ekonominin atardamarlarını da sarsıyor. Dünyanın en kritik su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, Hindistan ve Japonya gibi dev ekonomilerin öncelikli meselesi haline geldi. Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile İranlı mevkidaşı Pezeşkiyan arasındaki telefon trafiği, deniz ulaşımının hayati önemini bir kez daha hatırlattı. Japonya Dışişleri Bakanı Motegi’nin olası bir ateşkes halinde bölgede mayın temizleme desteği sağlayabileceklerini açıklaması, Tokyo’nun petrol arzı konusundaki endişesinin ne denli derin olduğunu kanıtlıyor. Ortadoğu petrolüne göbekten bağlı olan bu ülkeler için Hürmüz’ün kapanması, sadece ekonomik bir kriz değil, ulusal bir güvenlik sorunu manasına geliyor. Körfez ülkelerinden yükselen uyarılar da Washington ve Tahran’ı zoraki bir diplomasi trafiğine itiyor ancak sahadaki sert gerçekler masa başındaki niyetlerle pek uyuşmuyor.
Müzakere Masası mı Yoksa Diplomatik Bir Restleşme mi?
Mısır, Katar ve İngiltere gibi aracıların mekik diplomasisi yürüttüğü bu gergin süreçte, tarafların birbirine sunduğu talep listeleri uzlaşmadan ziyade birer ültimatom niteliği taşıyor. ABD tarafı, İran’ın füze programını tamamen durdurmasını, uranyum zenginleştirme faaliyetlerine son vermesini ve nükleer tesislerin kapısına kilit vurulmasını şart koşuyor. Ayrıca Tahran’ın bölgedeki vekil güçlere desteğini kesmesi de Washington’un kırmızı çizgileri arasında yer alıyor. Tahran yönetimi ise tam tersi bir pozisyon alarak bölgedeki Amerikan askeri varlığının sona ermesini ve savaş tazminatı ödenmesini talep ediyor. Özellikle İran’ın “düşman medya mensuplarının iadesi” gibi sıradışı talepleri, diplomatik kanallarda hayretle karşılanıyor. Steve Witkoff ve Jared Kushner gibi isimlerin perde arkasında yürüttüğü çalışmalar, bu derin uçurumun nasıl kapanacağı sorusuna henüz bir yanıt verebilmiş değil. Ortadoğu’daki bu tehlikeli satranç, sadece iki ülkenin kaderini değil, tüm dünyanın enerji istikrarını belirleyecek bir kırılma noktasına doğru evriliyor.






