Ortadoğu’nun sönmek bilmeyen ateşi bu kez Tahran’ın kalbinde, rejimin en tepesinde yankılanan bir patlamayla sarsıldı. Ruhani lider Ali Hamaney’in İsrail operasyonuyla tarih sahnesinden çekilmesi, İran İslam Cumhuriyeti’ni yalnızca bir yas sürecine değil, aynı zamanda 45 yıllık devrim tarihinin en kritik halefiyet sınavına sürükledi. 40 günlük resmi yas ilanı, sokaklardaki sessizliği temsil etse de kapalı kapılar ardında güç dengelerinin nasıl yeniden kurulacağı, bölgedeki tüm aktörlerin bir numaralı gündem maddesi haline gelmiş durumda.
Beyaz Saray’ın, Venezuela örneğindeki gibi ‘kontrollü bir geçiş’ hayali kurması ise ironik bir iyimserlik barındırıyor. Zira İran’ın karmaşık devlet yapısı, Batı usulü siyasi mühendisliklere geçit vermeyecek kadar derin ve ideolojik bir zırhla çevrili. Bu noktada anayasal süreçlerin nasıl işleyeceği, bir ‘belirsizlik’ değil, aslında önceden kurgulanmış bir devlet refleksi olarak karşımıza çıkıyor.
Anayasal Süreç: Üçlü Konsey ve Meşruiyet Arayışı
İran Anayasası’nın 111’inci maddesi, bu tür olağanüstü durumlarda devletin nasıl ayakta kalacağını net bir dille çiziyor. Hamaney’in yokluğunda devreye giren Üçlü Geçici Liderlik Konseyi; Reformist Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Gulamhüseyin Muhsini Ejei ve Anayasayı Koruyucular Konseyi’nden Ali Rıza Arafi’den oluşuyor. Ancak bu üçlü yapı, yalnızca fırtınalı denizde gemiyi limana yanaştırmakla yükümlü bir ekip.
Asıl karar verici mekanizma olan 88 üyeli Uzmanlar Meclisi, sekiz yılda bir halk tarafından seçilen ancak adaylıkları sıkı bir dini denetimden geçen Şii din adamlarından teşekkül ediyor. Bu meclis, teoride en bilgili ve takva sahibi ismi seçmekle yükümlü olsa da pratikte Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile tam uyum içinde çalışacak bir figürün peşinde olacaktır. İran’da adli ve hukuki süreçler, dini hiyerarşinin gölgesinde şekillenir; dolayısıyla yeni liderin belirlenmesi sadece bir seçim değil, teokratik bir onama sürecidir.
Adaylar Geçidi: Mücteba’dan Laricani’ye Güç Savaşı
Halefiyet yarışında isimler havada uçuşurken, en çok tartışılan figür Mücteba Hamaney oluyor. Babasının gölgesinde yetişen ve güvenlik bürokrasisinde ciddi bir ağırlığı bulunan Mücteba’nın en büyük engeli, devrimin ‘babadan oğula geçen bir saltanata karşı olma’ ilkesidir. Diğer yandan, kriz anlarının deneyimli ismi Ali Laricani, hem güvenlik geçmişi hem de siyasi pragmatizmiyle öne çıkıyor. Laricani, özellikle Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan üzerindeki nüfuzuyla ‘kriz yöneticisi’ profilini güçlendirmiş durumda.
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun yapay zekâ destekli Farsça videolarla İran halkına ‘rejim değişikliği’ çağrısı yapması ise Tahran’daki muhafazakar kanadı daha da kenetleyebilir. İran toplumu, tarihsel olarak dış müdahaleler karşısında içindeki çatlakları kapama eğilimi gösteren bir yapıya sahiptir. Sokaklarda bir yandan kutlamalar bir yandan hıçkırıklar yükselirken, bölgenin jeopolitik haritası Uzmanlar Meclisi‘nden çıkacak beyaz dumanı bekliyor. Bu süreçte Türkiye ve diğer bölge ülkeleri için de ‘öngörülebilirlik’ en büyük temenni haline gelmiş durumda.






