Maske Düşüyor: En Modern Ordunun Etik İflası
Orta Doğu’nun geleceğini sadece askeri hamleler ya da diplomatik pazarlıklar değil, sahadaki o ‘insan’ unsurunun yaşadığı derin ruhsal ve ahlaki kırılmalar belirleyecek. İsrailli muhalif yayın organı Haaretz’in ortaya çıkardığı asker itirafları, bir ordunun disiplinli bir yapıdan nasıl kontrolsüz bir şiddet sarmalına evrildiğinin en çarpıcı kanıtlarını sunuyor. Gazze’nin harabeye dönen sokaklarında yaşananlar, sadece fiziksel bir yıkımı değil, bir toplumun vicdani çöküşünü de simgeliyor. ‘Kendimi bir canavar gibi hissediyorum’ diyen askerlerin sayısı arttıkça, bölgenin istikrar arayışı da bir o kadar imkansız hale geliyor.
Han Yunus’ta Sistematik Katliam: ‘Çocuklara Ateş Açtık’
Aralık 2023’te Han Yunus’ta görev yapan ve ‘Yuval’ kod adıyla konuşan bir askerin anlattıkları, savaşın en karanlık yüzünü aydınlatıyor. Selahaddin Caddesi yakınlarında, herhangi bir silah taşımayan, kendi hallerinde ilerleyen yaşlı bir adam ve üç gencin dronlarla tespit edildikten sonra üzerlerine kurşun yağdırılması, bir stratejik hata değil, açık bir savaş suçudur. Yuval’ın aktardığına göre, bedenleri mermilerle parçalanan bu sivillerin yanına gelen tabur komutanının cenazelere tükürmesi ve küfürler savurması, ordudaki dehumanizasyon sürecinin ne denli derinleştiğini gösteriyor. Terhis olduğunda ‘kahraman’ olarak karşılanan bu gençlerin iç dünyalarındaki yıkım, İsrail toplumunun gelecekteki en büyük sosyal sorunu olmaya aday.
Sessizliğin Bedeli: İş Makineleriyle Gömülen Gerçekler
‘Maya’ isimli kadın askerin itirafları ise durumun operasyonel boyutunun ötesinde, psikolojik bir sadizm içerdiğini kanıtlıyor. Tank mermileriyle vurulan beş Filistinlinin bedenlerinin, hiçbir kayıt tutulmadan iş makineleriyle toprağa gömülmesi, bir suçun delillerini karartma çabasından başka bir şey değil. Ancak en sarsıcı olanı, sağ kalan bir esire uygulanan insanlık dışı muamele. Bir askerin esirin üzerine idrarını yapması ve tüm birliğin buna kahkahalarla eşlik etmesi, savaşın insan ruhunu nasıl çürüttüğünün belgesidir. Maya’nın, normal hayatta mültecilere yardım eden, protestolara katılan bir aktivistken, savaş alanında bu vahşete neden sessiz kaldığını sorgulaması, kitlesel histerinin gücünü gözler önüne seriyor.
Jeopolitik Kırılma: Dini Simgelere Saldırı ve Bölgesel Nefret
Lübnan sınırındaki Deyr Seryan beldesinde bir askerin Hz. İsa heykelini parçalaması, bu kontrolsüz öfkenin sadece bir halka değil, ortak kültürel değerlere de yöneldiğini gösteriyor. Netanyahu ve kurmaylarının sosyal medya üzerinden yayınladığı özür mesajları, sahadaki bu nefreti dizginlemekten çok uzak. Yağmalanan evler, parçalanan kutsal simgeler ve yok edilen hayatlar, Orta Doğu’da on yıllar boyunca silinmeyecek bir nefret tohumu ekiyor. Bu stratejik körlük, askeri zafer kazandığını düşünenlerin, aslında nasıl bir diplomatik ve insani uçuruma sürüklendiğinin en somut göstergesi. Yarının tarihçileri, bu anları modern bir ordunun ahlaki olarak intihar ettiği noktalar olarak işaretleyecek.






